TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Türk ekonomisine yeni bir dert: Zayıf Euro, güçlü dolar

Draghi uzun süredir heyecanla beklenen açıklamasını yaptı. Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) kararında benim için “sürpriz” sayılabilecek, hatta “Draghi’nin bu kadarına cesaret edeceğini düşünmezdim” diyebileceğim noktalar var. Ancak genel olarak bir önceki yazıdaki fikrimi koruyorum: Euro ile ilgili son kararı Draghi değil Merkel söyler. Bu sebeple Draghi’nin hamlelerini “akıllıca” bulmakla beraber alınan kararların, EURO Bölgesi için yabancıların dediği gibi “too little too late” yani “çok geç ve yetersiz” olduğunu düşünüyorum.

Şimdi bir hatırlayalım, Draghi’nin AMB’si bundan sonra ne yapacak?

İlk olarak daha önce sözünü vermiş olduğu İngilizce adı T-LTRO, yani hedeflenmiş uzun vadeli repo denilen parayı şartlı olarak bankaların sunumuna sokacak. Bunun tahmin edilen miktarı yaklaşık 580 milyar Euro olacak. Bahsettiğim gibi bu para şartlı olarak verilecek ve büyük çoğunluğu daha önce vadesi dolmuş LTRO’nun yerine gelecek. Dolayısıyla AMB’nin bilançosunu aslında artıracak olan bu olmayacak. Ancak bu sefer % 1 ile değil % 0.15 ile verilecek.

İkinci konu ise varlığa dayalı menkul kıymet alımı (VDMK). İşte bu noktada Draghi, AMB’nin bilançosuna eklenmek üzere Avrupalı bankalardan menkul kıymetleştirilmiş ürünler alacak. Nedir bunlar? Örnek, Avrupalı banka mortgage kredi vermiş, karşılığında ipotek almış. Daha sonra bunu tahvil haline getirmiş ve bilançosunda tutuyor. AMB bu tahvili alacak (Covered Bonds), ipoteğe dayalı tahviller dışında yine kredi kartı alacakları, gayrimenkul bonoları gibi portföyleri de alabilecek (ABS).

Bu alımların toplam miktarını bilmiyoruz ama açıklamalardan anlayabildiğimiz kadarıyla şu an 2 trilyon Euro olan AMB’nin bilançosu bu alımların sonunda yaklaşık 3 trilyon Euro olacak.

Peki bunun bize faydası var mı?

Bence kısa vadede faydası yok, zararı var!

Niye?

İlk tespit, Draghi FED gibi doğrudan piyasaya girip direkt alım yapmıyor, sadece bankalardan alıyor. Ayrıca aldığı sadece bankalarda bulunabilecek olan türev ürünler, yani devlet tahvili ya da şirket tahvili değil. Sonuç? Ortaya çıkacak para ancak bankaların kredi kullandırması suretiyle piyasaya döner. Yani para EURO ZONE’da kalır.

Kısaca, bize (kısa vadede) yararı olmaz.

Peki niye zararı olur?

Bakın BGS Partners Araştırma Bölümü’nün rakamlarına göre, Türkiye’nin ihracatının % 46’sı Euro ile ama ithalatının % 64’ü dolar ile. Yani düşük Euro, güçlü dolar ticaret rakamlarımız eksi yazıyor. Bunun üzerine en büyük gelir kaynaklarımızdan turizm gelirlerimizin % 60’ı Euro cinsinden. Yani düşük Euro, turizm gelirlerimize de darbe vuracaktır.

Bu kadarla da kalmıyor. Toplam 388 milyar dolarlık borç stokumuzun da % 35’i Euro cinsinden. Dolayısıyla güçsüz Euro, buradaki borçlanma ihtiyacımızı da artıracak.

Resim net. İşimiz zorlaşıyor. Daha fazla mal üretip üstelik göreceli daha ucuza satmak zorunda kalabiliriz.

O yüzden lütfen, dünkü Draghi partisi sonrası ortalıkta dolaşan parti konfetilerini toplayalım ve işimize bakalım.

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
09 Eylül 2014 Salı, 09:24 Misafir ihracatın %46 si ile ithalatın %64 u neden 0 etmek zorundaki sayın misafir? :)
08 Eylül 2014 Pazartesi, 22:34 Misafir 23.02 misafir yorumcusu arkadaş. 46 ihracatta, 64 ise ithalatta oran. farklı iki oranı toplayıp 100 geçiyor demek hatalıdır diye düşünüyorum.
06 Eylül 2014 Cumartesi, 23:02 Misafir 46 ile + 64 ü toplarsanız 110 yapar..% 100 ü 10 puan geçiyor..bir gözden geçirin derim..özensiz bir çalışma olmuş..tebrikler..
Yukarı