TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Sorun dövizin likiditesi değil ülkenin artan risk primi

 

Kur 2.60’ı geçtiği andan itibaren Ankara’da telefon ve görüşme diplomasisi başladı. Önce Başbakan Davutoğlu, Merkez Bankası Başkanı ile görüştü. Sonra Cumhurbaşkanı kabineyi topladı ve ekonomi masaya yatırıldı. Yarın da Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ile görüşüyor. Bu hızlı trafik sırasında da Merkez Bankası’ndan seri açıklamalar gelmeye başladı.

MERKEZ ORTAMI SAKİNLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYOR

Merkez Bankası önce bankaların kendisinden aldığı döviz kredilerinin maliyetini düşürdü. Bankaların Merkez Bankası’ndan aldıkları dolar kredi maliyetleri yüzde 7.5’ten yüzde 4.5’e düşürüldü. Arkasından Merkez Bankası ROK mekanizması katsayıları ile oynayarak bankaların munzam karşılık olarak kendisinde park ettiği dövizin miktarını 1.5 milyar dolar azalttı. Gerçi bir başka mekanizma ile bunun 1.2 milyar dolarını çekiyor ama yine de piyasaya bir döviz likiditesi sağlamış oldu.

Bu iki hamle ile MB, tansiyonun yüksek olduğu döviz piyasasında “balatalar yanmadan” bir miktar harareti düşürmeye çalışıyor. Bankalara “Döviz almayın. İhtiyacınız varsa ucuz kredi vereyim ya da bir miktar bende tuttuğunuz dövizden vereyim” diyor.

BU HAMLE İŞE YARAR MI? HEM “EVET” HEM “HAYIR”

Evet kısmını açıklayalım. MB’nin bu hamleleri kısa vadede döviz piyasasında gerçekten likiditeye sıkışmış yani dolar kredisini çeviremediğinden (roll over) mecburen döviz almak zorunda kalan ya da döviz depositesi için piyasada yüksek faiz ödemek zorunda kalanlara iyi haber. Bu banka, finansal kurum ya da şirketler için kısa vadede etkisini gösterebilecek yerinde bir hamle.

Özellikle küresel menşeli yabancı para likidite ve maliye problemlerinin azaltılması için Merkez Bankası zamam zaman bu tür adımlar atar. Bu yüzden “işe yarar mı” sorusunun kısmi cevabı “Evet”.

Şimdi gelelim “Hayır” kısmına.

Sorun sadece bazı çevrelerce ifade edildiği gibi ABD Doları’nın küresel ölçüde değer kazancı değil maalesef. Evet, doların dünyada değer kazanması aşikâr ama TL’nin dolara karşı değer kaybı bunun ötesinde. ABD Dolar endeksi son 8 aydır yükseliyor. Majör kurlara karşı değer kaybı 8 ayda yüzde 18’i buldu. Ancak TL’nin dolara karşı sadece 2.5 ayda değer kaybı yüzde 18’in üzerinde. Diğer yandan Türkiye’nin risk primi 5 yıllık CDS’ler son 11 ayın zirvesine çıktı. Yılbaşında yüzde 7’ler seviyesinde başlanılan tahvil faizleri üzerine 2 kez (75 baz puan) faiz indirilmesine rağmen yüzde 9’a çıktı.

Demek ki sorun sadece küresel değil aynı zamanda yerel!

Bu sebeple sorunun yerel kısmının üzerine gidilmeden ne Merkez Bankası’nın döviz likidite operasyonu işe yarar ne de diğer tedbirler.

BUNDAN SONRA NE OLABİLİR?

Önce neler olamaza kısaca bakalım.

ABD Doları için “Çıktığı gibi, düşer! FED güçlü dolardan rahatsız olur, faiz artışını öteler” gibi iyi niyetli ama optimist yorum ve beklentiler şu an işe yaramaz. Piyasayı sakinleştirmez.

Düşen cari açığımız, düşük kamu borcumuz gibi güçlü makro yanlarımızı öne sürmemizin de pek caydırıcı olacağını düşünmüyorum. Düşmüş olsa da hâlâ yıllık 40-45 milyar dolar fonlamanız gereken cari açığımız var. Diğer yandan kamunun borcu düşük ama özel sektör ciddi borcun altında, hem de döviz bazında.

Merkez Bankası döviz satar ve spekülasyon yapanların eli yanar. MB’nin her şey dahil yaklaşık 128 milyar dolar rezervi var. Bunun 41 milyar doları kendisinin diğer kısmı başta bankalar olmak üzere senin, benim mevduatı ve yurtdışında çalışan işçilerin parası. Yani Merkez’in eli sanıldığı kadar güçlü değil.

Peki ne olabilir?

Sükûnet olabilir. Ekonomi yönetimi kendisine önerilen “deneysel ekonomi projeleri” yerine bu tür krizlerde geçerliliğini ispatlamış para politikası ekolüne geri dönebilir. Faizin para politikasının bir aracı olduğu ve piyasalar açısından ideolojik bir anlamı olmadığının altını çizip kamuoyu ile paylaşabiliriz. Ve en önemlisi dünya ile entegre ve ekonomi açısından göbeğimizden bağlı olduğumuzu bir kez daha hatırlayabiliriz.

Belki...

Yukarı