TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Kur savaşlarını bırak ticaret savaşına bak

 

İşler kızışıyor. Küresel ekonomilerde önü alınamayan bir yavaşlama söz konusu. Dünyanın en büyük fonlarından Pimco’nun hazırladığı rapora göre 2015 ve 2016 yılları boyunca küresel dünya büyümesi % 2.5 - % 3 arasında kalacakmış. Fitch’in raporuna göre ise 2015 büyümesi % 2.7, 2016’da ise % 3 olacak. İki kurumun da raporları benzer şeyleri söylüyor: “Ekonomi 2014’e göre daha iyi ancak beklentilerin altında toparlıyor”.

KİM NE KADAR BÜYÜYECEK?

Pimco’nun raporuna göre büyüme oranları, ABD’de % 2.5 ile % 3 arası, İngiltere’de % 2.5, Çin’de % 6.75, Japonya’da % 1.5, Eurozone’da % 1.25 ile % 1.75 arasında kalacak. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Meksika’nın oluşturduğu (BRIM) bölgenin ise % 2 seviyesinde olacak.

Diğer yandan Fitch raporunda ise özellikle Rusya, Brezilya ve Çin’in bu sene büyümede oldukça zorlanacakları, ABD’nin ise % 3’ün üzerine çıkabileceğinden bahsediliyor.

Bir hatırlatma da bizden gelsin. Türkiye için ekonomistlerin 2015 yılına yönelik büyüme tahmini % 2.5 ile % 3.5 arasında gidip geliyor.

İşte bu vaziyette her ülke kendine göre önlemler alıyor. Bu önlemlerin bir kısmı para politikaları ile. Yani faiz indirimleri ya da para basma yöntemi ile ekonominin canlandırılmasına yönelik. Şimdiye kadar kim ne yapmış? Gelin birlikte göz atalım. Son 3 ayda en fazla faiz indiren merkez bankaları: Rusya 300 baz puan, Çin 75 baz puan, Türkiye 75 baz puan, Hindistan 75 baz puan, Polonya 50 baz puan, Endonezya 25 baz puan, Kanada 25 baz puan. Bunların yanında faizlerini negatife yani eksiye geçiren ülkeler de var; Avrupa Merkez Bankası (ECB) - % 20, İsveç - % 0.25, Danimarka - % 0.75 ve İsviçre - %0.25.

Bu faiz indirimleri yanında mart ayında başlayan ve 18 ay boyunca devam edecek olan Avrupa Merkez Bankası ( ECB)’nın aylık 60 milyar Euro’luk tahvil alımlarını da genişleyici para politikası olarak ekleyebiliriz.

Görüldüğü üzere bütün ülkeler büyüme peşinde koşarken içeride faiz silahını sonuna kadar kullanıyor.

Ama bir de işin diğer tarafı var, yani ülkelerin birbirleri ile kurdukları ticaret ortaklıkları ya da anlaşmalar. Burada başı çeken ABD. ABD’nin Asya ve Pasifik ülkeleri ile yapmış olduğu Trans Pasific Partnership (TPP). Başkan Obama’nın 2009’da “Biz de gireceğiz” dediği ve toplam dünya GSMH’sinin % 40’ını oluşturan bir bölgede yapılacak olan serbest ticaret anlaşması. Kimler var? ABD, Avustralya, Brunei, Kanada, Şili, Japonya, Malezya, Yeni Zelanda, Peru, Singapur ve Vietnam. TPP ülkeleri ile ABD’nin yıllık ticareti tam 700 milyar dolar.

ABD’nin diğer hazırlık içinde olduğu ve yakın zamanda devreye sokacağı serbest ticaret anlaşması ise “Transatlantic Trade and Investment Partnetship - T-TIP”. Bu anlaşma ile de ABD ile AB arasında ortak bir pazar kurulacak. Dünyanın en büyük 2 ekonomik gücü olan ABD ve Euro Bölgesi, bu anlaşma sonrasında 2013 verilerine göre günlük 2.7 milyar dolarlık ticaretin döndüğü, yıllık ticaretin de yaklaşık yarısının gerçekleşeceği bir pazar oluşturacak. İşin bir de Asya tarafı var: Bütün bu gelişmeler karşısında Çin de boş durmuyor. Yakın zamanda 50 milyar dolarlık sermaye ile kurduğu Asya Altyapı ve Yatırım Bankası (AIIB) ile Dünya Bankası’na rakip çıkaran Çin, AB’den gelen yeni üyeler (Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere) ile proje finansmanlarında söz sahibi olmaya çalışıyor. 2013 yılında toplam 4.1 trilyon dolarlık ticaret hacmi ile ABD’yi (3.9 trilyon dolar) geride bırakan Çin’in, aslında en fazla ticaret yaptığı iki bölge AB ve ABD. Avrupa ile Çin’in toplam ticaret hacmi 430 milyar dolar. ABD ile 600 milyar dolar. Yani toplam ticaretinin % 30’a yakın kısmı AB ve ABD ile.

RESİM NET

Batı dünyası ile ya da bir başka ifade ile kapitalist sistemin, Batı ile entegre oyuncuları ile Çin’in başını çektiği iyi günlerinde yanına Rusya’yı aldığı bir paktın ticaret savaşı var. Her geçen gün daha sertleşen bu savaş er geç bizim de kapımızı çalacak. Şu ana kadar biz bu resmi ne kadar okuyabildik? Bundan sonra nasıl oynarız? O da bir başka yazının konusu olsun.

Yukarı