TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Dolar endeksini bırak, ABD faizlerine bak

 

Kur 2.70’i aştı. Vatandaş endişeli, Piyasalar gergin, Ankara soğukkanlı durmaya çalışıyor. Herkesin aklında aynı soru: Kur daha fazla değer kaybeder mi? Döviz borcu olan da olmayan da bu sorunun cevabını arıyor. Neden? Çünkü dolar TL’ye karşı değer kaybettikçe vatandaş harcamalarını azaltıyor, şirketler “Kimin döviz borcu var ?” diye birbirine bakıyor, bankalar kredilerde daha bir hassas oluyor.

Ancak bu yazının konusu “Kurun daha ne kadar değer kaybedebileceği değil”. Dikkatli okurlar hatırlayacaktır bu soruya bir önceki yazıda cevap verdim (Dip not: Son yazımda uzun bir analiz sonunda kurda son dönemde yaşadığımız kırılganlığın bize ait olduğunu, yaşanan kavga-gürültünün bizi negatif ayrıştırdığını, seçimlerin yaklaşıyor olmasının bu kırılganlığı daha da artırdığını yazdım. Ancak bazı okurlar yazının sonundaki “Bundan sonra ne olur?” kısmına verdiğim “Yaşayıp göreceğiz, Allah kolaylık versin” cümlemi tatmin edici bulmamış. Mesaj alınmıştır. Okuyucu her zaman haklıdır.)

PEKİ BU YAZININ KONUSU NE?

Bu cumartesi günü içinizi çok karartmadan size anlatmak istediğim ABD Doları değil ABD faizleri.

Şimdi içinizden “Doları çözdün de, faizler mi kaldı?” diye soruyor olabilirsiniz. Ancak bu noktada bir rezervimi koymak ve yazıya devam etmek isterim. 4 Kasım 2014 tarihli “Güçlü dolar kaçınılmaz son”, 24 Aralık 2014’te “ABD yüzde 5 büyürse ne olur?” ve 7 Şubat’ta “Yine, yeni, yeniden: ABD toparlıyor, FED faizleri artıracak” yazılarımda ABD Doları’nın değerlenmesinin devamını ve tabii olarak da TL’nin değer kaybının süreceğini belirtmiştim. Yani ben bu uyarıları ve analizi çok önceden yaptım sevgili okur.

Bu sebeple kuru şimdilik bir kenara koyup, yaklaşan başka bir tehlikeden bahsetmek istiyorum.

Dolar endeksinin FED’in faiz artırımına hazırlandığı son 9 ayda ABD tahvil faizleri tabir-i caiz ise milim kıpırdamadı. Hatta gelin rakamlar üzerinden gidelim. Geçen sene temmuz ayında ABD 2 yıllık tahvil faizi yüzde 0.45’miş, bugün de aynı yerde. 5 yıllık tahvil faizi yüzde 1.60’mış şimdi ise yüzde 1.28 seviyesinde. 10 yılda durum daha enteresan. 9 ay önce 10 yıllık tahvil faizi yüzde 2.45, bugün ise 1.88 seviyesinde.

Bu anomalinin AB’de aldığı hal daha vahim. Yine 9 ay önce Alman 10 yıllık tahvil faizi yüzde 1.15’lerdeymiş. Bugün “0”. Yazı ile yazıyorum s-ı-f-ı-r. 30 yıllık Alman tahvili almak istediğinizde bugün alacağınız faiz sadece yüzde 0.45.

PEKİ BU İŞİN SIKINTISI NEREDE?

Faizlerin sıfırlara yakın seyrettiği son 6 senede gelişen ülkelerdeki şirketler çok ciddi borçlandılar. Son 6 senede 9 trilyon dolarlık borçlanma yapılmış. Bunun 4.5 trilyon doları gelişen ülkelerin şirketleri tarafından yapılmış. Faizlerin yerinden kıpırdaması durumunda burada ciddi bir roll-over yani borç çevirememe durumu olacak.

Bir başka enteresan gelişme ise şirketler tarafında yaşandı. Küresel piyasalarda halka açık şirketler likidite bolluğu ve düşük faizlerden yararlanarak son 5-6 senedir ortalama her yıl 600 milyar dolarlık kredi çekip piyasadan kendi hisse senetlerini toparlamışlar. Hem de rekor fiyatlardan. Faizlerdeki artış ihtimali bu şirketlerin maliyet tarafında ciddi sorun yaratacak.

Son 6 yılda artırılan bütün önlemlere rağmen özel sektör ve devletlerin borcu tam 57 trilyon dolar artmış. Bu rakam aynı dönemdeki toplam küresel GSYH’nin nerede ise 3 katı.

Dolar endeksi artmaya devam edebilir. Ancak son 9 ayda yaşanan yüzde 20’nin üzerine endeksteki artış artık daha sınırlı olacaktır. Zaten bu artışın şokunu bütün gelişen ülke kurlarında yaşadık. Artık bundan sonrakiler olsa olsa artçı şoklar olur.

Ancak şimdi sorun faizlerde. İnatla yerinden kıpırdamayan ABD faizleri ve buna bağlı diğer gelişmiş ülke faizleri FED’in ilk faiz artırımı sonrası artacak. Muhtemeldir ki bu artış, şu ana kadar ön hazırlığını yapmadığı için oldukça sert olacak. İşte bu noktada yukarıda yazdığım detayları da göz önünde bulundurduğumuzda, bizim tarafta “ikinci dalga şok” yaşanacaktır. Uyaralım, uyandıralım.

Yukarı