TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Seçim sonrasına notlar

 

Herkesin gözü 7 Haziran’da. Türkiye kaderinin en kritik seçimlerinden birine gidiyor. Seçim sonuçları ne olur? Bilinmez ama ister tek parti olsun isterse koalisyon olsun ekonomi ekibinin üzerine çalışması gereken önemli konular var.

Seçimler öncesinde vaatler, suçlamalar hatta tehditler gırla gidiyor ama 8 Haziran sonrası mazbatalar dağıtıldıktan sonra kollar sıvanınca şöyle bir resim çıkacak ortaya.

Gelin bir bir üzerinden geçelim.

Son 3 senedir ortalama yüzde 3 büyüyen Türkiye bu sene de en iyi ihtimalle yüzde 3 büyüyebilecek. Bu durumda da son 4 senedir geçerli olan “yüzde 3 büyüme” ile Cumhuriyet tarihinde bugüne kadar yaşanan ortalama yüzde 4.5’lik büyümenin altında geçirilmiş bir dönem, yeni göreve gelecek ekonomi ekibini bekliyor olacak.

İHRACATTA 2015 ZOR BİR SENE

Uzun bir süredir Türk ekonomisinin lokomotif görevini gören ve 157 milyar dolar ile Cumhuriyet tarihinin rekorunu kıran ihracatta 2015 oldukça sıkıntılı. Hem Rusya’da hem de Bağımsız Devletler Topluluğu’nda yaşanan ciddi kriz ve devalüasyonlar sonucunda bu bölgelere yapılan ihracatta yüzde 20-30 oranında azalış var. Üzerine turizmde yaşanacak kayıplar cabası. Ayrıca en büyük ticaret pazarımız olan AB’nin hâlâ toparlanamamış olması da ihracatçıyı kara kara düşündürüyor. Bunun üzerine son 3-4 yıldır toplam rakama ciddi katkı yapan Irak’ta yaşanan sıkıntıyı da eklersek 2015’te bir önceki seneye göre ihracatta yüzde 10-15 arasında bir kayıp olması şaşırtıcı olmayacak.

Bankaların sermaye yeterlilik rasyoları düşüyor. Her fırsatta söylediğimiz bir söylem “bankacılık sektörümüz çok güçlü”. 2001 krizi sonrası alınan önlemler ve sonrasında ekonomide yaşanan güçlü toparlanma Türk bankacılık sektöründe başta sermaye yeterlilik olmak üzere, öz sermaye kârlılığı ve sorunlu kredi oranlarında gayet güçlü hatta gıpta ile bakılacak rakamların ortaya çıkmasını sağlamıştı. Ancak sektör son 3 yıldır aynı miktarda kâr üretiyor. Artan regülasyonlar, yükselen faizler ve verilen kredilerin geri dönüşlerinde yaşanan sorunlar banka bilançolarının eski güçlü yapısını bozdu.

Bundan birkaç sene önce yüzde 14-15 bandında dolaşan sermaye yeterlilik rasyoları ortalaması yüzde 12’lere geriledi. Banka bazında yüzde 10’lara kadar düşen örnekler var. Ortalama sektörün öz sermaye kârlılığı yüzde 11’lerde. Yani size bankaya gitseniz rahatlıkla mevduatınıza alabileceğiniz bir faizi, bankalar kendi öz sermayeleri için nerede ise alamıyorlar. Hatırlatma açısından bu oran da birkaç sene önce yüzde 15’ler düzeyindeydi. Son olarak sorunlu krediler.

BANKACILIK SEKTÖRÜ CİDDİ KAN KAYBEDİYOR

Sektör ortalaması yüzde 3. Ancak her bankanın ciddi miktarda sorunlu krediyi “satarak” bilanço dışına çıkardığını biliyoruz. Bu satışlar da dikkate alınırsa oran yüzde 5’e yaklaşıyor. Kısaca Türk bankacılık sektörü ciddi kan kaybediyor. Şirketlerin ciddi döviz borcu var, nasıl yöneteceklerini bilmiyorlar.

2008 -2014 yılları arasında başta FED olmak üzere bütün merkez bankaları para basarken diğer birçok gelişmekte olan ülke şirketlerinin yaptığını Türk firmaları da yaptı. 2008 yılında 71 milyar dolar olan GSYH’nin yüzde 10’una tekabül eden finans dışı şirketlerin döviz cinsinden aldıkları kredilerin oranı 2015’in ilk çeyreğinde 177 milyar dolar ile ya da bir başka ifade ile GSYH’nin yüzde 23’üne yaklaştı. Başka bir ifade ile Türk şirketleri “yemediler, içmediler” döviz cinsinden kredi kullandılar.

Bunda ne var diyebilirsiniz?

Şu var; resmi rakamlara göre 177 milyar dolarlık kredi kullanan şirketlerin yüzde 12’sinin “hiç döviz geliri yok”. Üzerine yüzde 25’in de döviz gelirleri borçlarından daha düşük. Eğer FED faizleri artıracak ve biz daha güçlü bir ABD Doları ile yaşamak zorunda kalacaksak döviz borcu bulunan Türk şirketlerinde yaşanabilecek ve zincirleme etki yaratabilecek bir “döviz krizi” ihtimali oldukça yüksek. Görüleceği gibi seçimlerden sonra başa gelecek ekonomi ekibini kolay günler beklemiyor.

Allah şimdiden yardımcıları olsun.

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
21 Mayıs 2015 Perşembe, 21:19 Misafir 10 numara adamsın.
20 Mayıs 2015 Çarşamba, 13:53 Misafir Cari açık bir ülkenin kan kaybetmesi demektir. Çünkü ülke dış ekonomik ilişkilerden dolayı kaynak kaybetmiştir. Bu kaybını dış borçla kapatmıştır. Ayrıca faiz ödemektedir. Türkiye’de, dış ticaret açığı, sanayide kullanılan ara malı ve hammadde ile tüketim mali ithal etmek için veriliyor. Türkiye yatırım yapmak için dış açık vermiyor. Ara malı ve tüketim mali ithal etmek için açık veriyor. Araştırma ve geliştirme sonucu katma değeri yüksek ürün ne yazıkki yeterince üretemiyoruz.
Yukarı