TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Basiretli borçlanma bankalar için ne ifade ediyor?


Bir yandan Yunanistan diğer yandan Çin derken zor bir haftayı geride bıraktık. İki konuda da bir yumuşama, piyasalar açısından “En kötüsü geride kaldı” şeklinde bir durum söz konusu. Dolayısı ile bayram öncesi piyasalar açısından büyük ihtimalle göreceli “pozitif” fiyatlama devam edecektir. Ancak ben özellikle Çin konusunun kapanmadığını, yatırımcının alınan “suni ve metazori” önlemleri satın almadığını ve bundan sonra da Çin piyasasından “çıkışın” devam edeceğini düşünüyorum. Çin piyasalarının en çok korktuğu “siyah kuğu“ riskidir ve bir şekilde bu kuğunun başı bir kez su yüzüne çıkmıştır.

Ancak bu yazımızın konusu ne Çin, ne de Yunanistan...

Bu hafta sonu içinizi biraz karartabilirim ama dün açıklanan mayıs ayı cari açık rakamları bence üzerine düşünülmeyi ve konuşulmayı hak ediyor.

Önce biraz rakamları hatırlayalım...

Mayıs ayında beklentinin bir miktar üzerinde 4 milyar dolar cari açık verdik. Böylece 12 aylık yıllıklandırılmış olarak baktığımızda toplam cari açığımız 44.5 milyar dolar oldu. Bu rakam GSYH’mizin yüzde 5.7’sine denk geliyor.

Analiz yapmadan biraz daha ayrıntı... Yıllık cari açığımızın hemen tamamını enerji ve altın ithalatı sebebiyle veriyoruz. Enerji ve altın hariç cari açık rakamına baksak yıllık sadece 1 milyar dolarlık açık göreceğiz. Düşen petrol fiyatları Türkiye’nin geçen seneye göre 5.8 milyar dolar daha az enerji faturası ödemesine neden olmuş. Ancak büyümenin yüzde 3’ün altına gerilediği bir ortamda, petrol fiyatlarının 69 dolarlarda seyrettiği bir piyasada dahi yıllık enerji faturamız 45 milyar dolarlar seviyesinin altına düşmüyor.

Şimdi bu rakamları biraz analiz edelim.

Cari açığın kendisinin çok büyük oranda enerji kaynaklı olduğunu, büyüme konusunda biraz ivmelensek yeniden rahatlıkla 55- 60 milyar dolarlık cari açık rakamları ile karşılaşacağımız aşikâr. Makine teçhizatı ve yatırım malı ithalatının nerede ise durduğu bir noktada cari açığın yüzde 5.7’lerde dolaşıyor olması sanırım bizim adımıza “başarı” olarak kaydedilecek bir gelişme değil.

Gelin bir de bu açığı nasıl finanse ediyoruz, onu hatırlayalım.

Yılın ilk 5 ayına göz attığımızda toplamda 18.5 milyar dolarlık açık vermişiz. Bu rakamın 8.9 milyar doları net hata noksandan gelmiş. Yani kaynağını bilmiyoruz! 5 aylık açığımızın yarısını nasıl ve nereden geldiğini (en azından şu an için) bilmediğimiz kaynak ile fonluyoruz. Sonra yaklaşık 4 milyar dolarını da Merkez Bankası’nın rezervlerinden döviz satarak fonlamışız. Nasıl olmuş? Başta BOTAŞ, TÜPRAŞ gibi enerji devleri yaptıkları ithalatın karşılığı olarak döviz almak istediklerinde piyasaya gitmediler ve bu meblağı kamu bankaları üzerinden Merkez Bankası rezervlerinden (karşılığını TL olarak ödeyerek tabii) karşıladılar. Böylece rezervler 5 ayda 4 milyar dolar azaldı. Görüldüğü üzere 2015’in ilk 5 ay cari açık fonlaması, büyük oranda net hata noksana ve Merkez Bankası’na emanet gitmiş.

Şimdi gelelim diğer bir tespite. Cari açığın fonlanmasında bankalar her geçen gün daha büyük rol alıyor. 2008 yılında bankaların toplam kısa vadeli borçlanması GSYH’nin yüzde 3’ü, uzun vadeli borçlanması da yüzde 4’üymüş. Yani 7 yıl önce bankaların Türkiye’ye yıllık getirdikleri yabancı kaynak GSYH’nin yüzde 7’si seviyesindeymiş. 2015 yılında bu oran kısa vadeli borçlanmada yüzde 10’a, uzun vadelide ise yüzde 8’e çıkmış. Bankaların 2015 itibarıyla yıllık ülkeye getirdikleri kaynak yüzde 18’i bulmuş.

Bağlıyorum..

İlk tespit; sanayide rotayı değiştirmemiz lazım. Bu modelle ülkenin bütün enerjisini petrol ve doğalgaz ithalatına harcamak durumunda kalacağız. İkinci tespit, ciddi bir ülkenin ilk 5 aylık toplam cari açık fonlamasının yüzde 50’sinin net hata noksandan geliyor olması kabul edilebilir bir şey değil! Son olarak da, bankaların “basiretli borçlanma” noktasında ayağını yorgana göre uzatmaya başlaması hem onlar için hem de Türkiye için elzemdir!

Yukarı