TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Referandum’da ‘Oxi’ der, Brüksel’de şaşar

 

Bilindiği üzere Yunanistan geçtiğimiz pazar günü AB üyesi ülkelerle 3. kurtarma paketi için anlaştı. Belki bu haber akışında kafanız karışmıştır, gelin bu anlaşmanın şartlarını bir kez daha hatırlayalım.

Bu anlaşmanın geçerli olması için bugün Yunan Parlamentosu’nda “AB ile anlaşma karşılığında verilen sözlerin” oylanması ve kabul edilmesi gerekiyor. Bu da yetmiyor, içlerinde Almanya’nın bulunduğu birçok Euro Zone üyesi ülkenin parlamentosunda da bu anlaşmanın oylanması ve kabul edilmesi gerekiyor. Eğer bütün bu süreç hasarsız atlatılırsa büyük bir kısmı Avrupa Finansal İstikrar Fonu olarak bilinen EFSF’den, daha az bir kısmı da Yunanistan’ın yapacağı özelleştirmelerden oluşturulacak 50 milyar Euro’luk yeni bir kaynak Yunanistan’a 3. kez verilecek. Bu kaynağın mülkiyeti Yunanistan’da ama denetimi AB’de olacak ve minimum 25 milyar Euro’su bankaların sermayelerinin güçlendirilmesinde, kalanı ise Yunan ekonomisinde üretimin ve verimliliğin artırılmasında kullanılacak.

 

% 60 “HAYIR” OYUNUN NE ANLAMI VAR?

Şimdi gelelim bu Yunan trajedisinin ince detaylarına. Bu arada okuyucular için küçük bir hatırlatma: Bu satırları Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki popüler bir turistik adasında, yaptığım bolca gözleme (!) dayanarak yazıyorum. Ona göre okuyun lütfen.

Ege Denizi’nin bütün güzelliğini koruyan bu Yunan adası tabii ki geçimini süresi 3 ayı geçmeyen turizmden sağlıyor. İlk gözlemim, adanın geçen yıllara göre oldukça tenha olduğu gerçeği. Bu, sadece benim çıkarımım değil. Yemek yediğimiz mekânlarda servis yapan personel de aynı fikirde. Bunlardan bir tanesi Atina’ya 2 saat mesafede küçük bir kasabada yaşayan ve bu adaya çalışmaya gelen genç bir Yunan. Referandumda oy kullanmamış ama eğer oy verseymiş “Hayır” dermiş. Bu genç arkadaş Yunanistan krizi korkusunun turistlerde endişe yarattığını ve rezervasyon iptallerinin olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Avrupalılar bize ödeyemeyeceğimiz borçları yüklüyor.” Bu cevabın arkasından ben de “Peki, ‘Hayır’ oyunu verdiniz ama şimdi yine Avrupalılarla müzakere yapıyorsunuz” diyorum. Genç servis elemanı bu konuda çok net “Biz AB’den ya da Euro’dan çıkmak için ‘Hayır’ demedik, yüklü borç ödemelerine ‘Hayır’ dedik” diyor!

Biraz ileride otelin resepsiyonundaki hanımefendi ile sohbete başlıyorum. Kendisi Romen kocası ise Atina’da çalışan bir Yunan. Elena isimli resepsiyon görevlisi diyor ki, “3 senedir bu adada çalışıyorum. Bu seneki kadar işlerin zayıf olduğunu görmemiştim”. Diğer yandan “Burası mı daha iyi durumda yoksa Romanya mı” diye soruyorum, Elena’nın cevabı enteresan: “Bu seneye kadar Yunanistan derdim ama sanırım şu an Romanya ekonomik olarak daha iyi durumda.”

Aslında çok daha fazla insanla konuşma şansım oldu ama daha fazla zamanınızı almayayım. Bence genel hikâye net.

Yunanlılar mevcut borcun, son 10 -15 yılda boğazlarına kadar yolsuzluğa bulaşmış politikacıların yaptıkları icraatlar sonrasında oluştuğunu düşünüyor. Yani AB’den gelen paralar ya çalınmış ya da eşe dosta rant olarak dağıtılmış. Ortalama bir Yunan vatandaşı mevcut durumu özetliyor: “Eğer politikacılar çalıp çırpmasaydı bugün bu borç sorunu yaşanmazdı”. Dolayısıyla onların çaldıklarının bütün Yunan halkından (emekli maaşları kesilerek, yardım ve teşvikler düşürülerek, işçi çıkarılarak) alınmaya çalışılması, Yunan seçmeni için kabul edilebilir değil.

Bu yüzden halk Tsipras’ı çok seviyor. Yolsuzluğa bulaşmamış, halkını dinlemiş ve son sözü onlara vermiş. Tsipras referandumdaki “Hayır” oyuna rağmen AB ile çok ağır bir anlaşmaya oturmuş olsa da halk yine de ona toz kondurmuyor.

Peki gerçekler?

Yunan halkı kırılmasın ama hissiyatları ve olayı nasıl gördüklerinin kapitalist dünyada bir karşılığı yok. Yemeği yiyen hesabı öder! Yemeği sizin adınıza başkaları yemiş olsa da hesap size kalabilir.

 

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
17 Temmuz 2015 Cuma, 21:25 Misafir Mükemmel bir analiz. Tebrikler. ve yorumların birinin sahibi sevgili kadir, katılıyorum. :)
16 Temmuz 2015 Perşembe, 13:52 Misafir özelleştirmeler, tabii gerçekleşirse, yunanları biraz daha akıllı yapacaktır, akıllı olmaya zorlayacaktır. özelliştirme de toplumda yozlaşma, bencillik ve dolayısıyla suç oranın artmasına neden olacak (aynı türkiyede olduğu gibi) gerçekler hep acıdır, yoksa saklı kalmazlardı...
Yukarı