TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Gücümüzü sahaya yansıtamıyoruz

 

Türkiye ekonomisinin temel verilerine bakıldığında diğer gelişmekte olan ülkelere göre ciddi avantajları var.

Nedir bu avantajlar üzerinden geçelim.

Öncelikle kamu borcu az. Borç / GSMH oranı yüzde 40’ın altında. Bu oran Avrupa’nın en iyisi olan Almanya’da bile yüzde 70. İtalya’da ise yüzde 120.

Bir diğer avantajımız gelir / gider dengesinde. Bütçe açığı Maastricht kriterlerinin dahi altında yüzde 2 ‘den düşük. Karşılaştırma açısından Fransa Maastricht kriteri olan yüzde 3’ü zorluyor şu an.

Ayrıca yıllardır büyük sıkıntı çıkarmış, sadece 5 - 6 yıl önce yüzde 10’a kadar yükselmiş cari açığı nerede ise yarıya düşmüş, yüzde 5.5. Son 5 yılda cari açık nominal olarak 20 milyar dolar azalmış vaziyette ve eğer petrol fiyatlarında ciddi bir sıçrama olmazsa 2016’da fonlamamız gereken açık stoku 36 - 37 milyar dolara yani GSMH’nin yüzde 4.5’ine kadar inebilir. Bu rakam hâlâ gelişmekte olan ülkeler arasında yüksek sayılabilecek bir oran olsa dahi Türkiye’nin kırılganlığı bu konuda eskisi kadar yüksek değil.

Buna ek olarak II. çeyrekte açıklanan büyüme rakamı yüzde 3.8. Bu rakam beklentinin oldukça üstünde ve ilk çeyrekteki yüzde 2.3’ün oldukça üzerinde. Hindistan ve Çin hariç bu gelişen ülkeler arasında en yüksek büyüme oranı.

Bunların dışında herkesin nerede ise öcü gibi korktuğu Çin riski bizi diğerlerine göre çok daha az etkiliyor. Çin’e sadece 5 milyar dolarlık bir ithalatımız olduğu düşünülürse bu ülkenin soğuması bizi diğer Asya ülkeleri kadar etkilemeyecek. Ayrıca emtia üreticisi bir ülke olmamamız da küresel emtia fiyatlarının çöktüğü bir ortamda bizi pozitif ayrıştıracak bir unsur.

Görüldüğü üzere avantajların sayısı bir hayli fazla.

Bunlara karşılık dezavantajlarımız da mevcut. İlk handikabımız bankacılık sektörü dışında yer alan şirketlerin döviz borcu. TCMB’nin haziran ayı itibarıyla verdiği rakamlara göre finansal kesim dışındaki firmaların döviz pozisyonu bir önceki aya göre 3 milyar dolar artmış ve 176 milyar dolara ulaşmış durumda. İşin diğer bir yönü de finans dışı şirketlerin döviz borçlarının yapısında. Toplam 270 milyar dolarlık borcun yaklaşık 78 milyar dolarlık kısmı kısa vadeli ve yine yaklaşık 130 milyar dolarlık kısmı da yurtiçinden sağlanmış borçlar. Olası bir “finansman bulma” krizinde bu şirketlerin ayrıca yurtdışında park ettikleri 70 milyar dolara yakın mevduatı bir sigorta görevi görebilir. Ancak her halükârda 4 sene de 100 milyar dolar artıp 270 milyar dolara ulaşan şirketlerin döviz borcu Türkiye’nin en önemli kırılganlıkları arasında.

 

BAŞKA NE ‘SIKINTIMIZ’ VAR?

Sermaye piyasalarına olan duyarlılığımız, kurdaki artışa rağmen düşen ihracatımız, bankacılık sektörünün güçlü sermaye yapısına rağmen düşen kârlılık oranları, artıramadığımız tasarruf oranlarımız ve belki de Merkez Bankası’nın diğerlerine kıyasla düşük kalan rezerv rakamı Türkiye’nin yumuşak karnı arasında sayılabilecek olan riskler.

Ancak resme genel olarak baktığımızda, küresel piyasalarda yaşanan “gelişen ülkeler krizini” en az hasarla atlatması gereken ülkeler arasındayız. Fakat mevcut durumda bu resmi göremiyoruz. Tahvil faizleri son 5 yılın yükseğinde. BİST100 endeksi ise dolar bazında son 5 yılın en düşük seviyesine gerilemiş vaziyette. Sepet kurun ve dolar/TL paritesinin tüm zamanların en yükseğinde olduğunu da düşünürsek Türkiye’nin temel unsurlardaki gücünü sahaya yansıtamadığını görüyoruz.

“Niye ?” diye sorduğumuzda da piyasadan aldığımız cevap seçimler ve buna bağlı riskler devreye giriyor.

Seçimlere kadar geçecek sürenin huzurlu ve stabil devam etmesi, seçimlerin zamanında ve demokratik bir şekilde yapıldığının görülmesi ve seçimler sonucunda “her ne olursa olsun” kısa bir süre içinde bir “hükümet” kurulabilindiğinin görülmesi bu riskleri büyük ölçüde ortadan kaldıracak ve Türk varlıklarının fiyatlamasını daha makul bir yere getirecektir.

 

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
18 Eylül 2015 Cuma, 14:56 Misafir sayın cüneyt başaran yıllardır bloomberg i izliyorum...hep aynı kişiler aynı yorumcular ..kendinizi yenilerseniz sizin için ve bu ülke için iyi olacak..bir yığın örnek yazabilirm .dünkü fed ile ilgili olanı söylemek yeterli..o çıkardığınız bütün yorumcular..aylardır evet aylardır..algı yaratmaktan veya fed in ağzına bakmaktan öteye gidemedi.. ne yazııkki hiç bişeyi de doğru yorumlayamadınız..net olan şeyde bile kulağınızı arkadan tutma alışkanlığınız var..fed net değil miş.. beliriszmiş.. halbuki o kadar net ki.. hepiniz aylardır. en başta da siz faiz artacak dediniz.nerdeyse nisan da .ne oldu
Yukarı