TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

AB ile pazarlık yaparken...

 

Bu hafta İstanbul’da önemli bir konuk ağırladık. Almanya Şansölyesi Angela Merkel, İstanbul’da hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Başbakan Davutoğlu ile görüşmelerde bulundu. Görüşmelerin ana konusu bilindiği üzere “Suriyeli mülteciler ve Avrupa’da yaşanan göç krizi”. AB’de gittikçe büyük bir krize dönüşen Suriyeli göçmenlerin varlığı Merkel’in Türkiye ziyaretini elzem hale getirdi. AB adına Türkiye ile pazarlık masasına oturan Merkel, “Sınırlarını sıkı tut, AB sürecini canlandıralım” dedi.

Anlaşılan o ki, AB, Türkiye’nin mültecilerin bu zamana kadar ihtiyaçları için harcadığı bütçenin bir kısmını karşılama noktasına gelmiş. Masada konuşulan “3 milyar Euro” Türkiye’nin şu ana kadar bütçeden ayırdığı rakama yanaşamasa da , Avrupalıların işi ciddiye aldığını gösteriyor.

Görüşmelerde diğer öne çıkan husus ise “AB müzakere sürecinin yeniden canlandırılması”. Merkel’in Türkiye’ye önerisi, ucu açık olmak üzere önce ekonomik ve parasal politikaların görüşüleceği 17. Fasıl, sonra ise yargı ve temel hakların dahil olduğu 23. Fasıl ve adalet, özgürlük ve güvenlik maddelerinin yer aldığı 24. Fasıl’ın açılması.

Türkiye’de yargı reformu, bireysel hak ve özgürlükler ve kurumların bağımsızlığı gibi tartışmaların yaşandığı bir noktada bu fasılları AB müktesebatına uyumlu hale getirmek sanırım her Türk vatandaşının ortak paydası olacaktır. AB’yi sadece ekonomik birlik olarak görmek son derece yanlış bir yaklaşım olur. Özellikle hukukun üstünlüğü ve demokrasinin işlerliği açısından AB müktesebatı ile uyumlu olmak Türkiye için son derece önemlidir. Üye olsak da olmasak da!

Ancak...

Günümüz şartlarında küresel ekonominin soğumaya ve bireylerin maddi imkânları ağırlaşmaya başladığı düşünülürse, hiçbir ülke ekonomiyi 2. plana atma lüksüne sahip değildir. Çin’in son 25 yılın en kötü büyümesine gittiği, Brezilya, Rusya gibi ülkelerin ekonomilerinin daraldığı, AB’nin yüzde 1 büyümeye razı olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Bu sebeple başta ABD olmak üzere her ülke ticaretini artırmak, pazarını genişletmek için hamleler yapıyor. ABD’nin Pasifik Okyanusu’na kıyısı bulunan 11 ülke ile yapmış olduğu Serbest Ticaret Anlaşması (TTP) bu hamlelere bir örnek. Küresel ticaretin yüzde 40’ına yakın kısmının döndüğü ve içinde ABD dışında Japonya, Kanada, Meksika ve Avustralya gibi ülkelerin bulunduğu TTP Serbest Ticaret Anlaşması’nda üye ülkeler “sıfır vergi ve kota” uygulaması ile birbirlerine mal ve hizmet satabilecekler.

Pasifik Okyanusu çevresinde bunlar olurken Atlantik etrafında da bir başka serbest ticaret anlaşması imzalanmak üzere. ABD ve AB arasında imzalanması beklenen bu anlaşmanın ismi Transatlantic Trade and Investment Partnership (TTIP). Bu anlaşma imzalandığında AB ve ABD arasında da “sıfır kota ve vergi” uygulamasına geçilirken aynı zamanda her iki bölgede yapılan üretim aynı standartta ve geçerlilikte olacak. Yapılan hesaplara göre bu anlaşma sonrasında AB ve ABD’nin ticaretinde ortalama yıllık 100 milyar dolarlık artışlar söz konusu olacak.

 

TÜRKİYE BU İŞİN NERESİNDE?

Yaklaşık 20 yıldır AB ile Gümrük Birliği anlaşması olan, AB’nin yüksek standartlarında yıllık 60 milyar Euro ihracat yapabilen bir o kadar da ithalatı olan Türkiye bu anlaşmanın dışında. AB’nin ABD ile yapacağı bu ticaret anlaşmasına Türkiye’yi dahil etmediği biliniyor. Üstelik “Gümrük Birliği” Türkiye’ye ABD mallarının da imtiyazlı şartlarla girebilmesine yol açacak.

Merkel’in İstanbul’un yolunu hatırladığı, Türkiye’nin “jeopolitik önemini” yeniden keşfettiği noktada kendisine “Ne olacak bizim Gümrük Birliği?” diye sormanın tam zamanı bence.

 

Yukarı