TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Dünya kaynıyor!

 

Afrika’nın küçük bir ülkesi, Cibuti. Bir milyon kişinin yaşadığı, 1977’den beri bağımsız olan, halkının yüzde 95’inin Müslüman olduğu ve Aden Körfezi’ne kıyısı bulunan Cibuti bugünlerde enteresan bir haberle uluslararası haber kurumlarında yer alıyor. Çin, tarihinin ilk sınır dışı askeri tatbikatını Cibuti’de gerçekleştiriyor. Çin’in başkenti Pekin’den tam 4.800 km uzaklıkta, Aden Körfezi’nin yanı başında ve muhtemelen yerkürenin en karışık coğrafyalarından birinde, Çin ordusu hem deniz hem de kara güçlerini deneme şansını bulacak. Bir detay daha vereyim: Aynı ülkede ABD’nin, yaklaşık 4 bin kişinin çalıştığı, Afrika kıtasındaki tek üssü de bulunuyor.

Şimdi geçelim ikinci habere. İngiltere Başbakanı David Cameron bir kez daha İngiltere Parlamento’sundan Suriye’ye askeri müdahaleye yetki almak için izin istiyor. Bir kez daha diyorum, çünkü bundan tam 2 yıl önce benzer bir şekilde parlamentoya başvurmuş ancak “ret” cevabı almıştı. Ancak “Bu sefer farklı” diyor David Cameron ve ekliyor “Ulusal güvenliğimizi etkileyecek bir konuyu başkalarının eline bırakamayız”. Kısaca parlamento onaylarsa İngilizler de Suriye topraklarında olacak.

Bir haber de Almanlardan. Almanya IŞİD ile savaşmak üzere bölgeye savaş gemisi ve savaş uçakları gönderme kararı aldı. Alman Anayasası’na göre bu kararın meclisten çıkması lazım. Merkel’in başında olduğu hükümet, meclisin yüzde 80’ini kontrol ettiği için, kararın çıkması sürpriz olmayacak.

Yukarıda bahsettiğim haberlerin hepsi aynı şeyi ifade ediyor. Dünya kaynıyor. Basıncın yoğun olduğu yer de Ortadoğu ve çevresi. Ekonomiler yavaşladıkça, paylaşılacak pasta küçüldükçe gerginlik artıyor ve herkesin gözü, diğerinin pastası üzerinde yoğunlaşıyor.

Ünlü Nobelli ekonomist Thomas Piketty demiş ki “Rus ekonomisindeki kan kaybının temel sebebi, şeffaf bir finansal sistemin olmayışı ve eşitsizliğin azalmamış olması”. Piketty, “Rezervlerin erimesi, gelir dağılımındaki eşitsizliğin kaçınılmaz sonuçlarından” diye de eklemiş. Kapitalizmin geldiği nokta artık gelir dağılımındaki eşitsizliğin dayanılmaz olması sonucunu getirdi. Maalesef bu durum da ülkelerin birbirinin ekmeğine göz dikmesine yol açıyor.

 

RUSYA GERGİNLİĞİ DEVAM EDECEK Mİ?

Yukarıdaki haberlerin çerçevesinde olaylara baktığımızda, Rusya ile Türkiye arasında yaşanan “düşürülen savaş uçağı” krizinin kısa zamanda dinmeyeceği anlaşılıyor. Türkiye’nin ısrarla diplomasi yoluyla çözmeye çalıştığı bu kriz, Rusya’nın Suriye’de “oyun kurucu” olabilmek için bu ülke tarafından ısrarla “sıcak” tutuluyor.

Rusya’nın aslında direkt hedefinin Türkiye olduğunu düşünmüyorum. Evet, II. Dünya Savaşı sonrası ilk kez bir Rus uçağı bir NATO ülkesi tarafından vuruluyor. Konu kulağa geldiği kadar vahim. Ancak Rusya’nın görünürde “Türkiye’ye ekonomik yaptırımlar uygulayarak” yönettiği bu krizde, arka planda başka hesapların olduğunu düşünüyorum.

Rusya’nın ülke dışında tek üssü Suriye’de. Lazkiye’de uçak, Tartus’ta ise deniz üssü var. IŞİD sonrası Suriye’nin kuzeyinde yeni bir oluşum olacak ve Rusya buradaki yeni oluşumun kendi üslerini tehdit etmemesini istiyor. Ancak bu istek ABD’nin muhtemel IŞİD (ve Esad) sonrası planlarıyla çakışıyor. Bu sebeple de Rusya düşürülen uçağını bahane ederek bölgeye daha fazla silah ve mühimmat gönderiyor. Ayrıca ABD’nin müttefiki olan Türkiye’yi de Avrupa’ya “IŞİD’le savaşa destek vermiyor” propagandası ile şikâyet ediyor. Buradaki hedef de “NATO ve AB paktında Türkiye üzerinden delik açabilmek”.

Bu sebeple iş Türkiye’nin düşürdüğü Rus uçağı ve sonrasında yaşanan ekonomik ve ticari yaptırımlar hadisesi değil. Uzun soluklu, tansiyonu yüksek günler bizi bekliyor gibi.

 

Yukarı