TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Doların maliyeti artacak ama ne kadar?

 

Önümüzdeki senenin en önemli konusu, yabancı para fonlama imkânları olacak. Malum, yatırımların Türk Lirası ile fonlanması mevzuunda hem yüksek maliyet hem de yeterince uzun olmayan vade problemleri var. Bu sebeple herkes aynı soruyu soruyor: “Doların maliyeti ne kadar artacak?”

2016 yılında kabaca 200 milyar dolarlık bir yabancı para cinsinden kaynak bulmamız gerekiyor. Bu rakamın kabaca 35 milyar dolarlık kısmı cari açıktan kaynaklanıyor. GSMH’nin yüzde 5’i civarında olacak bu rakam da yine doğrudan yatırım ve bankaların borçlanmasıyla hallolacak bir meblağ gibi gözüküyor. Sanırım en zorlu kısım, 170 milyar dolarlık kısa vadeli dış borçlar olacak. Bu rakamın yüzde 85’i özel sektöre ait. Ancak 1 yıldan kısa vadeli diye baktığımızda bu rakamın kabaca 70 milyar dolar olduğunu görüyoruz.

 

KİM BORÇLANIYOR?

Türkiye, uzun süredir özel sektör borçlanmasıyla yoluna devam ediyor. Özel sektör borç çevirme rasyosu yüzde 215’i bulmuş durumda. Bu oran bankacılık sektörü özelinde bakıldığında yüzde 300’leri buluyor. Son 5 yıla baktığımızda özel sektörün dış borcunun 75 milyar dolar arttığını görüyoruz. İyi haber ise özel sektör borçlanmasını artık uzun vadeye yayabiliyor. Yine son 5 yıl dikkate alındığında özel sektörün kısa vadeli borçları sadece 5 milyar dolar artarken uzun vadeli artış 70 milyar dolar olmuş.

 

BORÇ MALİYETLERİ NE DURUMDA?

Gelelim işin can sıkıcı kısmına. Yurtdışı borçlanmamızda referans olarak kullanılan libor faizi 2010 sonunda yüzde 0.30’muş, 2014’te yüzde 0.25’e kadar düşmüş. Bugün ise 2010’daki oranın tam iki katı, yüzde 0.60. Bu oran 2009’dan beri gördüğümüz en yüksek libor faizi.

Dış borçlanmada kullanılan bir başka referans da dolar swap faizleri. Özellikle uzun vadeli borçlanmada, baz faiz kabul edilen ve üzerine ülke (ya da şirket) risk primi eklenerek toplam maliyetin hesaplandığı dolar swap faizleri yükseliyor. 2 ve 3 yıllık dolar swap faizleri, son 5 yılın zirvesinde. 5 ve 10 yıllık swap faizlerinde de son dönemde sert yükselişler var, ama henüz orası rekor kırma noktasına gelmedi.

Görüleceği üzere ister “libor” isterse dolar swap faiziyle borçlananlar için maliyetlerde çok sert artışlar söz konusu. Ancak maliyet artışları bu kadarla kalmıyor. ABD Doları’nın faiz maliyeti artıyor, üzerine bir de artan ülke riskleri ekleniyor. Söz konusu olan bir şirket olsa da, ülke riski arttığında otomatikman onun da maliyeti artıyor.

Türkiye’nin risk primi, yani CDS’ler üzerinden devam edelim. 5 yıllık Türkiye CDS primi 275 baz puanda fiyatlanıyor. Eylül ayında yaşadığımız hızlı çıkış (320 baz puan) bir kenara konulursa bu oran 2011’den beri gördüğümüz en yüksek risk primi. Dolayısıyla Türk şirketleri için de baz maliyet (libor ya da dolar swap) üzerinde eklenecek risk primi son 3-4 yılın zirvesinde.

Toparlayalım...

2016 sonunda doğru ABD’de kısa vadeli tahvil faizlerinin (2 yıl) yüzde 1.70- 1.80 bandına çıkması bekleniyor. Mevcut oranların 70-80 baz puan artması anlamına gelir. 10 yıllık tahvil faizlerinde ise sene sonu beklenti yüzde 2.80. O da kabaca 60 baz puan artış demek. Libor tarafında ise 1 yıl sonrası için hesaplanan faiz yüzde 1.15.

Bu durumda önümüzdeki 1 yıl içinde eğer diğer her şey sabit kalırsa Türk şirketlerinin maliyetleri dolar bazında en az 0.6-0.8 puan daha artacak. Tabii eğer ülke riski de artarsa bu artışın üzerine farkı da eklemek lazım.

Dolar maliyeti artıyor ve artmaya devam edecek. Ciddi bir dış borç maliyeti altında olan Türk özel sektörünün bu konuyu hafife almaması gerekiyor.

 

Yukarı