TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Neyse o! Hoş geldin 2016

 

Herkese iyi seneler. 2016’nın bu ilk köşe yazısında, bu sene kendime sürekli hatırlatmayı planladığım bir deyişle seslenmek istedim: “Neyse o”. Bu ifadenin İngilizce’si “It is what it is”. Bu terim İngilizce’de hayatla ilgili durumlar için ve “Hayatı şöyle olmalıydı ya da böyle olsa daha iyi olurdu şeklinde değil, olduğu gibi kabullenin” manasında kullanılıyor. Birçok insana göre bu ifade yeni neslin hayata karşı duyarsızlığı ve konformistliği sonucu ortaya çıkmış, popüler olmuş bir kavram. Özellikle benim jenerasyonum ve bir öncekiler için hayat “içinde sürekli kavgası verilmesi gereken, düşenin yarışı kaybedeceği düşünülen ve anne babadan alınan bayrağın çocuklara daha avantajlı bir yerden bırakılması gereken” bir yarış olarak görüldü. 40’lı yaşların ilk duraklarını tırmanan biri olarak ben de, ne yalan söyleyeyim bu zamana kadar hayatı aynen bu şekilde gördüm!

Ama artık böyle düşünmüyorum ve “Y kuşağının” “It is what it is” söylemini canı gönülden destekliyorum.

 

LALE DEVRİ

2000’li yılların başından 2009’a kadar Türkiye dahil küresel ekonomilerin tamamında inanılmaz bir patlama yaşandı. Gevşek tutulan regülasyonlar ve finansal mühendislik sayesinde yaratılan para önce teknoloji hisseleriyle başlayan, daha sonra diğer sektörlere de yayılan bir varlık balonu yarattı. Sadece gelişmiş ülkeler değil başta Çin, Brezilya olmak üzere bütün gelişmekte olan ülkelere para aktı. Tüketimin artmasıyla büyüme rakamlarında patlama yaşandı, emtia fiyatları koptu ve buralardan kazanılan paralarla da dünyanın her yerinde gayrimenkul sektörü ihya oldu. Milyarder sayısı arttı, devasa şirketler oluştu. Arabası olan insan sayısı arttı, cep telefonu olmayan kalmadı. Buna karşılık hanehalkı boğazına kadar borçlandı, şirketlerin borçları neredeyse kamu borçlarıyla yarışır hale geldi ve ülkelerde gelir dağılımı adaletsizliği rekorlar kırdı.

 

2009’DA KRİZ PATLADI AMA OYUN BİTMEDİ

Aslında sistem ilk ve en önemli sinyalini 2009 Lehman’ın batışı sırasında verdi. Bu bir nevi “Oyun bitti, CD’yi çıkarın” mesajıydı. Ancak oyunu kurgulayanlar bu mesajı anlamadılar

(Ya da anladılar ama bizi uyuttular). Kriz sonrası son 5 yıldır yapılanlara bakıldığında; faizleri 0’a çekmek, daha fazla para basmak, yeni varlık balonları yaratmaya çalışmak vb. tüketim çılgınlığının bitmemesi için elden gelenin yapıldığını görüyoruz. Yani sistem “Game Over” diyor biz içeriye “yeni jeton” atıyoruz durumu!

 

BİRAZ SAKİNLİK VE DURULMAK HERKESE İYİ GELECEK

Sene 2016, herkesin aklında hâlâ o şaşaalı 2010 öncesi hikâyeler. Siyasetçisi, işadamı her fırsatta aynı nakaratı söylüyor: “Büyümeyi en az % 5’e çekelim. İç tüketimi artıralım. Regülasyonları gevşetip, borçlanmayı kolaylaştıralım...” Sadece Türkiye’de değil, dünyanın özellikle bütün gelişmekte olan ülkelerinde benzer söylemler var.

 

EKONOMİDE “DEGROWTH” MODELİ

Bugünlerde ekonomi dünyasında en fazla tartışılan modellerden biri “degrowth” ya da Türkçe ifadeyle basiretli büyüme. Özellikle gelişmiş ülkeler için söylenen bu model diyor ki “Daha fazla kaynak - petrol, emtia vs- kullanarak tüketime odaklı agresif büyüme modellerinden vazgeçin”. Degrowth ekonomistleri mevcut büyüme stratejileri değiştirilmezse iklim değişikliğinden, gelir adaletsizliğindeki uçurumun artmasına kadar çok ciddi sorunlar yaşanacağını söylüyorlar. Agresif büyüme modelleri terk edilirse emtia fiyatları düşük kalır, enflasyon çok artmaz ve ortalama gelirde olan insanların alım gücü düşmez.

Senenin ilk günü için bu kadar ekonomi yeter!

2016 herkese mutluluk, huzur ve barış getirsin.

Ve unutmadan “It is what it is...”

 

Yukarı