TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Mayıs kimseye iyi gelmedi

 

Yatırım yapanların çoğu şu deyimi bilir “Mayıs sat ve git” . Yabancıların “Sell in May and go away” dedikleri ve “Mayıs ayında elinde ne varsa sat ve tatile git” mealinde yorumlanabilecek bu ifadenin mayıs ayının ilk 2 işgününde işlediğini görüyoruz. Eğer bu genelleme doğruysa, bu yazının yazıldığı saatlerde de, mayıs ayından sadece 2 çalışma gününün geçtiğini hesapladığımızda, ayın kalanında yaşanabilecek olan “tedirginliğin” büyüklüğünü tasavvur edebiliriz.

KİMDE? NE KADAR HASAR VAR?

Önce gelin şu son 4-5 günde piyasaya ne kadar satış gelmiş ona bakalım. İlk göze çarpan, hisse senetlerindeki satış oluyor. Bu dönemde en fazla satışı gören borsaların başında yüzde 8 kayıpla Japon Nikkei Endeksi ve yüzde 5 kayıpla İspanyol Borsası geliyor. Bu endeksleri yüzde 4 kayıpla İtalyan Borsası ve yüzde 3 kayıpla Alman ve Fransız borsaları izliyor. Gelişen ülkelerde de sert satışlar var. Borsa İstanbul’da aynı dönemde yüzde 5.5, Hindistan Borsası’nda ise yüzde 3 kayıp olmuş. Borsalarda bu satışlar yaşanırken, küresel ölçekte en büyük darbeyi alan ise bankacılık sektörü oldu. Amerikan bankacılık endeksi son 5 günde yüzde 4 gerilerken, Avrupa’da Commerzbank’da kayıplar yüzde 9’u, Alman Deutsche’de yüzde 6’yı, İspanyol Santander’de ise yüzde 5’i buldu. Satışların özellikle son 2 günde etkisini artırdığı diğer varlık grubu ise gelişen ülke kurları. Brezilya Reali, Türk Lirası, Meksiko Peso’su yüzde 2-3 bandında değer kaybına uğradı.

NE DEĞİŞTİ?

Küresel ölçekte baktığımızda, piyasaları tedirgin edecek, çok fazla değişen bir şey olmadığını söyleyebiliriz. Son 1 haftalık dönem içinde, ne FED’in faiz artırım beklentilerinde ciddi bir artış oldu, ne de petrol fiyatlarıyla ilintili bir risk unsuru öne çıktı. Hatta, Avrupa’da büyümeye yönelik gelen “iyimser veriler” ve artan petrol ve diğer emtia fiyatlarıyla “nefes alan” gelişen ülkeler olgusu öne çıktı.

SORUN: VARLIK FİYATLARI VE POLİTİK RİSK

BloombergHt Sabah Raporu programında son zamanlarda yaptığımız piyasa tartışmalarında da altını çizdiğimiz “varlık fiyatlarıyla, büyüme beklentileri arasındaki uyumsuzluk” konusu şu an piyasanın takıldığı nokta. Çin büyüme rakamlarının bu sene yüzde 6.5 büyümenin de zor olacağını işaret ettiği bir noktada, büyüme modeli Çin’e mal satmak olan birçok gelişen ülkenin zorlanacağı ortada. Bu sebeple başta Brezilya, Meksika olmak üzere emtia üretici gelişen ülke kurları, hisseleri sürekli bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalıyor. Avrupa’da ise bir yandan “artan sorunlu kredi”, diğer yandan da “negatif faiz” kıskacında kalan banka hisseleri sorunu var. Şubat dip noktasından 2 ay içinde ortalama yüzde 25-30 prim yapan Avrupa bankalarında yatırımcı iyi fiyat ve alıcı gördüğünde, fırsatı kaçırmıyor. Gelişen ülkeler bir başka örnek. 5-6 yıl önce ortalama yüzde 7-8 büyüyen gelişen ülkeler şimdi yüzde 3-4 büyümeyi “başarı” olarak görünce, yatırımcı bulduğu her fırsatta buradaki pozisyonunu düşürüyor.

Bir de politik risk sorunu var. Yatırımcı açısından İngiltere’de “Brexit” tartışmaları, Brezilya’da “yolsuzluk soruşturmaları”, Rusya’da “Putin ve yaptırımlar”, Türkiye’de “terör, Anayasa ve rejim tartışmaları” ekstra bir risk oluşturuyor. Zaten yukarıda saydığımız risklerin yanında kimse de ekstra bir şey eklemek istemiyor.

 

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
05 Mayıs 2016 Perşembe, 02:25 Misafir konuşulacak en önemli konu ülkemizde uygun yatırım ortamı yaratılması... inşaat sektöründe büyümeyle yatırım yapılyor diyemeyiz...imalat sanayi ve kobilerin istihdam yaratması yatırım yapıldığını gösterir...
Yukarı