TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Sıcak günler

 

İçeride son dönemlerin moda tabiriyle “sıcak günlerden” geçiyoruz. 10 gün öncesine kadar, ülkeyi 20 aydır yöneten bir Başbakan, 6 ay önceki genel seçimlerden yüzde 50’ye yakın oy alarak kurulmuş bir hükümet ve bir Bakanlar Kurulu vardı. Yılbaşından beri ekonomi dünyasına, “Reformlar birinci öncelik. AB ile Gümrük Birliği’nin kapsamının genişletilmesi ve vizesiz seyahat konuları müzakere ediliyor” mesajları veriliyordu. Yabancı yatırımcılara Türkiye’nin dinamik ekonomisi anlatılıyor ve Batı dünyasıyla yeniden tazelenen ticari ve politik stratejik işbirlikleri (AB vize muafiyet anlaşması, DAEŞ ile ortak mücadele, ABD&AB Serbest Ticaret Anlaşması’na taraf olma çabaları vs.) anlatılıyordu.

Geçen hafta itibarıyla resim değişti. Başbakan görevini bırakacağını açıkladı ve yeni hükümet için çalışmalar başladı. 65. hükümet yine aynı partiden, AK Parti’den çıkacak. Ancak son 10 gündür yaşananlardan anlıyoruz ki, yeni hükümetin öncelikleri aynı olmayacak.

Geçen hafta içinde Türkiye’de politik söylemde çok keskin değişiklikler oldu. “Yeni başbakan kim olacak?” sorusu kamuoyunda işlenirken, önce “düşük profilli”, daha sonra “uyumlu” ifadeleri öne çıktı. En son üzerinde durulan ise “Güçlü Cumhurbaşkanı, güçlü hükümet” diye ifade edilen “parti ve Bakanlar Kurulu’na” vurgu yapılan bir formül. Bu model şu haliyle uzun süredir parlamenter sistemle yönetilen Türkiye’ye yatırım yapan yatırımcılar için “alışık olunmayan ve bilinmeyeni çok” bir öneri olarak duruyor.

Yine geçen hafta, AB ile bir anda “köprüleri atma” noktasına geldik. (Vize muafiyeti görüşmelerinde terör yasasıyla ilgili AB’den gelen ekstra istekler konusunda Türkiye’nin itirazlarının haklı olduğunu düşünüyorum). İhracatın yüzde 50’sine yakınının, doğrudan yatırımların üçte ikisinin geldiği yer AB olunca, bu açıklamalar da ekonomi dünyasında şok etkisi yarattı. Gümrük Birliği’nin kapsamının artmasını bekleyen, vize muafiyeti ile AB’ye rahat erişime ulaşmayı ümit eden Türk iş dünyası için geçen hafta gerçekten zor geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha sonra, “AB’ye tam üyelik konusunda beklentimizi koruyoruz” açıklamaları, iş dünyasındaki modu bir nebze toparlasa da AB ile müzakere ve Gümrük Birliği’nın akıbeti konusunda kafalar karışık.

Bir başka mevzu, 64. hükümetin ekonomi vaatleri konusunda en ön sıraya koyduğu “reformlar”. Reformların geleceği ve uygulanması mevzuunda bir “sahiplik” sorunu var gibi görünüyor. Yeni hükümetin öncelikli ajandasında Anayasa değişikliği ve başkanlık konularının olacağı öngörüsü doğru ise özellikle ekonomi alanında yapılan/yapılacağı ilan edilen reformların takibi, yatırımcılar için ilk etapta bir başka risk unsuru olarak öne çıkıyor.

Bu arada dünya da kaynıyor...

İçeride oldukça yoğun bir gündem bizi yorarken dışarıda gözden kaçmaması gereken “sıcak gelişmeler” var. AB’de mülteci akınının başını yediği son ülke Avusturya oldu. 8 milyonluk nüfusuyla Almanya’ya geçmeye çalışan mültecilerin akınına uğrayan Avusturya’da sosyal demokrat hükümet, anti göçmen ve anti AB partilere karşı geçen ay girdiği başkanlık seçiminde ağır bir yenilgi almıştı. Bu yenilginin ardından Avusturya Şansölyesi Werner Faymann görevinden istifa etti.

Benzer şekilde Danimarka’da anti göçmen yanlısı Danimarka Halk Partisi’nin kısa süre önce yapılan seçimlerden çok güçlü çıkması hükümeti sallıyor. Almanya’da 3 senede oy oranı yüzde 15’lere çıkan anti göçmen yanlısı Almanya Alternatif Partisi ve Fransa’daki Marine Le Pen’in önlemez yükselişleri, mülteci akını sonrası AB’de kaynayan kazanın boyutunu gösteriyor.

İngiltere’de ise haziran ayında yapılacak “AB’den çıkalım mı?” referandumunda da sert söylemler var. Anketler kafa kafaya bir yarış var diyor. Başbakan Cameron, “AB’den çıkarsak güvenlik sorunu olur ve 3. Dünya Savaşı çıkabilir” diyerek AB’nin patlamaya hazır bir bomba gibi olduğunu ve İngilizlerin mevcudiyetinin dengeler açısından çok önemli olduğunu söylüyor.

İçerisi ve dışarısı oldukça gergin. Küresel ekonomilerde durgunluk arttıkça, gelir dağılımındaki bozukluk rekor düzeye çıkıp da insanlar “Kaybedecek bir şeyim yok” diye düşündükçe iklim bozuluyor. Hem insanlık anlamında hem de ekonomik düzlemde zorlanıyoruz. Bundan çıkışta umarım tarihte daha önce yaşadığımız felaketleri hatırlamak durumunda kalmayız.

 

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
13 Mayıs 2016 Cuma, 01:56 Misafir İçimizi kararttin güzel haberler verin
12 Mayıs 2016 Perşembe, 20:27 Misafir ilk yorumumu şöyle düzeltirsem daha anlamlı olur; yeni kurulacak hükümetin birinci önceliği güvenlik ikinci önceliği ekonomi olmalıdır... Güvenliğin olmadığı yere sermaye ve yatırımcı gelmeyeceğinden dolayısıyla ekonominin de güvenliğin olmadığı yerde gelişmesi mümkün değildir...
11 Mayıs 2016 Çarşamba, 19:15 Misafir yeni kurulacak hükümetin birinci önceliği ekonomi olmalıdır bence... avrupa birliğinde de almanya soğuk savaşın bittiği 1991'den beri ilk defa asker sayısını mevcut düzeyinin üstüne çıkarıp arttırma kararı aldı . İngilterenin de avrupa birliğine karşı tutumu amerika ile avrupa birliği arasındaki ilişkinin durumuna bağlı...
Yukarı