TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Düşük büyümeye alışın

 

Morgan Stanley’in yeni yayınlanmış bir raporu var. Rapor oldukça uzun ama genel hatlarıyla şunu diyor: “Yeni normal, düşük büyüme.” Türkiye için yazılmış bu rapor oldukça önemli tespitler barındırıyor.

Gelin kısaca birlikte üzerinden geçelim.

Raporda önce tespit yapılıyor. 2009’da yaşanan krize rağmen Türkiye 2002-2011 yılları arasında yüzde 5.5 ile yüksek bir büyüme sağladı. Bu büyüme hem Türkiye hem de küresel rakipler için oldukça yüksek oran. Ancak bu büyüme oranı sonraki 4 yılda yüzde 3.3’e düştü. 2016 ve 2017’de ise Morgan Stanley’in beklentisi yüzde 3’e gerilemesi şeklinde.

Peki ne oldu da Türkiye büyümede ivme kaybetti?

Morgan Stanley bu konuda 3 önemli unsuru öne çıkarıyor

İlk konu; kredi stokunun eskisi kadar artmıyor olması. 2002-2015 yılları arasında hane halkı ve KOBİ kredilerinde yıllık ortalama % 30 arttı. Bu dönem içinde özel sektöre aktarılan kredi miktarı 2002’de GSMH’nin yüzde 14’ünden 2015’te yüzde 77’sine çıktı. Morgan Stanley’in verilerine göre bu rakamın Orta ve Doğu Avrupa’da karşılığı yüzde 52. Sene 2016’ya geldiğimizde ise aynı kredi stokunda yıllık artış sadece yüzde 10’lara gerilemiş vaziyette. Burada hükümete göre sorun, kredi maliyetlerinin yüksek olmasında. Doğru bir tespit ancak tek başına yeterli değil.

Morgan raporunda diyor ki: “Türkiye kredi büyümesinde tabii sınırlarına geldi.” Türkiye’de 2007 yılından bugüne, finans sektörü dışında (hane halkı ve şirketler) verilen toplam krediler miktarının GSMH’ye oranı Çin’den sonra dünyanın en yüksek oranı. Ayrıca bir de “ödeyebilme” durumu var. Türkiye’nin cari açık ve yıllık çevirmesi gereken özel sektör dış borcu diye bakıldığında toplam 140 milyar dolara yakın dış kaynak bulması gerekiyor. Bu rakamın GSMH’ye oranı yüzde 17’ler civarında. Gelişen ülkeler arasında sadece Çin ve Brezilya’nın yıllık çevirmesi gereken dış kaynak oranı bizden daha fazla.

Gelelim ikinci mevzuya... Politik belirsizlik ve bunun sonucunda etkilenebilecek olan kamunun yatırım kararları ve dış finansmanın kalitesinin bozulması ihtimali. Türkiye daha geçen sene 2 seçim atlattı ve kâğıt üzerinde 2019’a kadar seçim yok. Ancak son 1 aydır yaşanan gelişmeler ve sonunda Başbakan Davutoğlu’nun görevi bırakması, 64. hükümetin 22 Mayıs itibarıyla düşüyor olması ve diğer yandan eşzamanlı olarak ilerleyen “Anayasa ve başkanlık” tartışmaları, Türkiye’nin hızlı bir şekilde yeniden bolca siyaset konuşacağı günlere girdiğini söylüyor.

Tek parti iktidarı politik istikrar anlamında önemli bir çıpa olsa da bazen tek başına yeterli olamıyor. Açıklanan cari açık rakamlarına baktığımızda da bu kaygının özellikle “doğrudan yatırımlar” kaleminde kendini gösterdiğini görüyoruz. 2005-2009 yılları arasında cari açık finansmanında doğrudan yatırımlar yüzde 50’lere yakın bir yer tutarken (özelleştirmeler sayesinde) 2010- 2015 döneminde yüzde 20’lere gerilediğini görüyoruz. Kalan fonlamanın büyük oranda “sıcak para” diye tabir edilen tahvil/ hisse yatırımları ve banka bono ihraçlarına kaydığını izliyoruz.

Son konu üretimde yaşanan verimsizlik. Morgan Stanley raporunda diğer bütün gelişen ülkelerde de üretim ve imalat sektöründe verimsizlik yaşandığı, ancak Türkiye’de bu oranın diğerlerine göre yüksek olduğu belirtiliyor. Rant kaygısıyla başta inşaat ve gayrimenkul sektörlerinin öne çıktığı Türkiye’de, bunun sonucu olarak imalat sanayiinde verim oranının düştüğü ifade ediliyor. Ayrıca reformların ertelenmesinin de özellikle imalat sanayiinde verimlilik kaybının artmasına neden olduğu vurgulanıyor.

Sonuç...

Türkiye’nin geçen sene yüzde 4 büyüdüğü, bu sene ilk çeyrekte yüzde 4’ün üzerinde büyümenin bizi beklediği bir ortamda “Türkiye düşük büyümeye alışsın” demek belki ilk etapta haksızlık gibi görünebilir. Ancak uyarıları biraz sakin kafayla analiz ettiğinizde, Türkiye’nin sadece birkaç sektöre dayalı, düşük faiz ve iç tüketimle desteklenmiş büyüme modelinin bizi çok uzağa götüremeyeceğini görebilirsiniz. Eğitim başta olmak üzere çok acil reform yapmamız ve yeniden küresel rekabete hazırlanmamız lazım. Tabii iç siyaset izin verirse!

 

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
16 Mayıs 2016 Pazartesi, 15:06 Misafir Merkez Bankası verilerine göre, 2016 yılında ödenmesi gereken, bir yıl ve daha kısa vadeli dış borçlar ile vadesi gelen uzun vadeli dış borçlar toplamı 162.7 milyar dolar, ülkemiz düşük büyüme ve azalan turizm gelirleriyle döviz olarak ödenmesi gereken bu dış borçları nasıl ödeyecek...ayrıca düşük büyüme işsizliğin de artması demek... sanırım zor günler kapıda…
Yukarı