TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Şirketler cephesinde kur, faiz dengesi

 

Herkesin gözü kulağı kurun seviyesinde. Dolar, Türk Lirası’na karşı 2.90’ın altına iner mi? Euro 3.30’larda kalır mı? Vatandaşın da sanayicinin de derdi aynı! Bir yandan da düşük faiz ortamı için herkes seferber olmuş durumda. Merkez Bankası 3 aydır faiz indiriyor, bankalar “Kredi faizlerini nasıl aşağıya çekerim?” diye hesap kitap yapıyor.

ISO Başkanı Erdal Bahçıvan, “2015 yılında faaliyet kârını yüzde 45 artırdık ama kârın üçte ikisi finansman gideri olarak kullanıldı. Böyle bir modelde sanayicinin ayakta kalması zor” diyor ve ekliyor: “2015’te finansman giderimiz yüzde 75 arttı.”

FAİZ Mİ ÖNCELİKLİ, KUR MU?

Küresel ekonomilerde düşük faizin, hatta “negatif faizin” büyüme ve toparlanma anlamında herkesin sarıldığı bir kurtuluş yolu olduğu düşünüldüğünde

Türkiye’nin de düşük faize ne kadar ihtiyacı olduğu anlaşılabilir. Ancak, düşük faiz eğer yanında bir sonuç olarak zayıf kurla birlikte gelecekse, bunu şimdiden iyi yönetmemiz gerekecektir. Döviz riski kimin üzerinde? Düşük kur nerede, nasıl bir tahribat yapabilir? Bu soruların cevaplarına hazırlanmak gerekir. Türkiye’nin kabaca 390 milyar $ dış borcu var. Bunun 100 milyar $’ı kısa vadeli, 290 milyar $’ı ise uzun vadeli. Kısa vadeli borçların yüzde 90’ına yakın kısmı özel sektöre ait. Uzun vadeli toplam borcun da 195 milyar doları yine özel sektöre ait. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin uzun vadeli borçlarının kamu sektörüne ait kısmı GSMH’nin yüzde 14’ü seviyesindeyken, özel sektöre ait kısmının GSMH’ye oranı ise yüzde 27’lerde. 2000’li yıllardan itibaren kamunun daha az borçlandığı, ancak bu alanın özel sektör tarafından misliyle doldurulduğu çok net anlaşılıyor.

Özellikle 2010’dan itibaren özel sektörün aldığı kredileri TL’ye çevirerek yatırıma yönlendirdiğini gösteriyor. Bundan 6-7 sene önce özel sektörün döviz açık pozisyonunun GSMH’ye oranı yüzde 18’lerde seyrederken bugün bu oran yüzde 27’lere çıkmış durumda.

TCMB’nin ve diğer kurumların bu konudaki çalışmaları, Türklerin yurtdışında tuttukları para ve açık pozisyona karşı alınan “hedge amaçlı opsiyonların” durumunun o kadar da vahim olmadığını gösteriyor, ancak özel sektörün döviz hassasiyetinin oldukça yüksek olduğunu doğru kabul edebiliriz.

Bütün bu gelişmeler bize net bir şey söylüyor. Şirketlerimiz çok ağır bir borç yükü altında. Finansman maliyetleri katlanılır değil. Ancak bu giderleri düşürürken eğer kuru zıplatırsak, TL’deki değer kaybını yönetemezsek, şirketler cephesinde “kaşıkla verdiğimizi kepçeyle geri almış” oluruz.

 

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
09 Haziran 2016 Perşembe, 12:54 Misafir cüneyt bey yazılarınızı takip ediyor okuyoruz birara bankalar alacaklarını varlık şirketlerine satmışlar 23 milyarlık alacagı 3 milyara satmışlardı sizden öğrenmiştik bügünkü durum vaziyet nasıl bankalarda lütfen aydınlatırmısınız
Yukarı