TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Çorbada herkesin tuzu olmalı

 

Bu hafta bankalar, konut kredi oranlarını aşağıya çekmek için birbirleriyle yarışa girdiler. Başta kamu bankaları olmak üzere bütün ticari bankalar, konut kredilerinde aylık tek haneli oranlara inebilmek için çaba gösteriyorlar. Kimi konut kredisinde en çok kullanılan vade olan 5-10 yıla kadar aylık yüzde 1’in altına inebilirken, bazı bankalar daha kısa, yani 2-3 yıl vadede daha agresif oldular. Bütün bu gelişmeler olurken muhtemelen tüketicin aklı karışmış olabilir. Gelin soru cevap olarak bu faiz indirme yarışında akla gelebilecek sorulara cevap arayalım.

- Bankaların kredi maliyetleri yüksek mi?

En fazla merak edilen konulardan biri bu. Bu sorunun cevabı için önce bankaların bu kredileri vermek için kaynağı nereden bulduğuna bakalım. Bankaların aktiflerinde toplam kredi stoku 1.6 trilyon TL civarında. Ayrıca bankalar 330 milyar TL de tahvil ve bono taşıyorlar. Bu krediyi vermek için bankalar, mevduat toplayarak ve yurtdışından ekstra borçlanarak fon yaratıyorlar. Bir de tabii kendi özsermayeleri var. Bu kaynaklar sırasıyla 1.4 trilyon TL mevduat, 350 milyar TL dışarıdan borçlanma ve 290 milyar TL de özsermaye şeklinde. Şimdi gelin bu kaynakların banka için maliyetlerine bakalım. TCMB’nin verdiği rakamlara göre mevduat rakamının çok büyük bir kısmını oluşturan, 3 ay vadeye kadar olan kısmının bankalara maliyeti yüzde 11’ler civarında. Yurtdışından borçlanmada ise tahvil ihraçları, sendikasyon gibi farklı enstrümanlar kullanılabiliyor. Bunlarda da referans faiz, ülke tahvili oluyor ve üzerine fark ödeniyor. Örnek, bir banka dolar cinsiden 10 yıllık borçlanacaksa Türkiye 10 yıllık Eurobond’u (yüzde 4.5’larda) üzerine 75-100 baz puan daha ödeyip borçlanıyor. Türk Lirası cinsinden de, yine benzer örnekte olduğu gibi 2 yıllık Türk tahvil faizi olan yüzde 9’un üzerine 100 baz puan koyup yüzde 10 ile borçlanmak durumunda. Bu örnekler de bize şunu gösteriyor: İçeride mevduat faizleri düşmedikçe, Türkiye tahvil faizleri gerilemedikçe dışarıda da Türkiye’nin risk primi azalmadıkça bankaların kaynak maliyetini düşürmesi zor. Dolayısıyla da kredi oranları göreceli yüksek kalıyor.

- Bankalar kredi vermek istiyor mu?

Yine en fazla tartışılan konulardan biri bu. Son 13 haftalık rakamları kullanarak hesapladığımız 12 aylık kredi artışı yüzde 11’ler civarında. Bu rakam, döviz kredilerindeki parite artışını düşürdüğümüzde yüzde 9.3’e geriliyor. Bu artış oldukça düşük. Aslında 2015 ortasından beri kredi portföyünün artış hızı azalıyor. Bundan 1.5-2 yıl önce yüzde 20’ler civarında artan kredi portföyü, şimdi yüzde 10’ların altında. Bunun sebebi ne olabilir? İlk makul cevap, bankaların kredi/mevduat oranının yüzde 120’ler civarında olması. Bir başka ifadeyle de kredilerin toplam GSMH’ye oranı yüzde 65’i aştı. Bu oran 2013 sonunda yüzde 55’ler seviyesindeydi. 1.5 sene öncesine kadar toplam mevduatlar yıllık ortalama yüzde 15-20 bandında büyürken, aynı dönemlerde kredi portföyü 25-30 bandında gitti. Sonuçta gelinen nokta: Bankalar mevduat artışı kadar kredi portföylerini artırabiliyorlar.

- Bankalar çok mu kâr elde ediyor?

Yine bir başka tartışma konusu. Yıl sonu rakamları ele alındığında bankaların dönem kârlarının toplam özkaynaklarına oranına baktığımızda 2010-2011’lerde yüzde 15-17 seviyelerinde kâr elde eden bankaların yüzde 11’ler civarında kâr elde ettiğini görüyoruz. Bu rakamın ABD bankaları için ortalama karşılığı yüzde 8-8.5 şeklinde. Avrupa’da bankacılık sektöründe işler hiç iyi gitmediği ve ciddi bir sermaye sorunu olduğu için bu oran orada (bankadan bankaya büyük farklılık gösterse de) yüzde 2’ler civarında. Bu oranlara bakıldığında Türk bankları çok kâr elde ediyor gözüküyor. Ancak ABD’de enflasyonun yüzde 1, AB’de ise yüzde 0.3 olduğunu hesaba katarsak “spread” olarak kârlılıklar daha iyi karşılaştırılabilir.

Aslında daha çok soru var ama yerimiz bitti. Ben Türk bankacılık sektörünün içinden geçtiğimiz durumun farkında olarak, serbest piyasa kurallarıyla ama hepimizin aynı gemide olduğunu düşünerek matematik dahilinde elini taşın altına koyacağını düşünüyorum. Hatta bunu yaptıklarını da görüyorum. Ülke olarak bu günleri geride bırakacaksak “bu çorbada herkesin tuzu” olmalı, oluyor da!

 

Yukarı