TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Kur yükselirken bazı tespitler ve akıllardaki sorular

 

Gözünüzü BloombergHT ekranlarından alamadığınızı biliyorum. Yayınlar sırasında gelen tweet, e-mail ve SMS’lerde ev kadınından öğrenciye, esnaftan piyasa profesyoneline çok geniş bir yelpazede, endişeli bir tonda “Ne oluyor bu dolara?” sorularını görmemek mümkün değil.

KİMSE MEMNUN DEĞİL!

2 aydan kısa bir sürede Türk Lirası’nın ABD Doları’na karşı % 15’e yakın değer kaybetmesi hem halk nezdinde hem de iş dünyasında ciddi bir şok yarattı. Hemen hiç kimse bu durumdan memnun değil. Kur artışından genelde şikâyet etmeyen ihracatçı veryansın ediyor. Kurdaki bu ani yükselişin ihracatçının en büyük iki gideri olan enerji ve ithal ara malı girdi maliyetini negatif etkileyeceği için onlar ABD Doları’nın sert yükselişinden endişe ediyorlar. Üstelik ihracatçı için genelde gelirler Euro cinsinden ve küresel piyasalarda Euro da dolara karşı son 10 yılın en düşüğünde.

Özel sektörün gerginliği ise daha belirgin. Bilindiği üzere finans dışı özel sektörün yurtdışı borçlanması toplam Türkiye borcunun % 40’ını oluşturuyor. Son 5-6 yılda yabancı para biriminden (GSYH’ye oranla) özel sektörü en hızlı artmış ilk ülke Çin, ikincisi ise biziz. TCMB’nin verilerine göre bahsi geçen bu finans dışı özel sektörün kullandığı yabancı para cinsinden kredi stoku 170 milyar $ civarı. Bu kredinin kur riskini yönetebilen, hedge’ini yapmış olduğunu düşündüğümüz büyük ölçekli şirketler bu süreçte çok ciddi etkilenmez. Ancak orta ölçekli, gelirleri büyük ölçekte TL cinsi olan ve bahsi geçen bu kredi stokunda ciddi payı olduğu tahmin edilen şirketlerin 2016 sene sonu bilançolarında “kur farkı” kaleminde ciddi zarar yazılacağını öngörebiliriz.

Vatandaş cephesinde de durum farklı değil. Burada endişenin ilk kısmı kurdaki artışın ulaştırmadan ısınmaya kadar birçok temel ihtiyaç kaleminde yakın zamanda “zam” olarak kendine döneceği noktasında. Kaba bir hesapla % 15’lik bir devalüasyon olduysa (bu seviyelerin kalıcı olduğu kabul edildiğinde) mevcut enflasyon üzerine % 20’lik yani 2 puanlık bir ilave olacak. Bir başka ifadeyle % 7.5-% 8 bandında gezen enflasyon % 10’a yaklaşacak. Diğer yandan döviz mevduat hesaplarından son 5 ayda yaklaşık 15 milyar dolarlık döviz bozan vatandaş, kurdaki yükseliş durmayınca tedirgin olmaya başladı. Geleneksel olarak “ani sıçramalarda dolar bozdurup kur yeniden sakinleşip gevşediğinde sattığı miktarı yerine koyma” stratejisi yürüten Türk döviz mudisi, “Bu sefer bu yöntem tutmayacak mı?” diye sorgulamaya başladı.

DOLAR HER YERDE DEĞER KAZANIYOR AMA...

Finansal okur yazarlığın artması sayesinde (Ümit ediyorum BloombergHT olarak bir katkımız olmuştur) TL’deki değer kaybının bize özel bir durum olmadığının, dolar endeksinin 13 yılın zirvesine çıktığının, Euro’nun dahi dolara karşı 10 yılın en düşük seviyesine geldiğinin sanırım çoğumuz farkındayız. Manşet belli: “ABD Doları’na karşı kimse koyamıyor”. Yine hemen herkes biliyor ki Türkiye ekonomisi, düşük kamu borcu ve cari açığı, disiplinli bütçesi, güçlü bankacılık sistemiyle birçok ülkeye göre “dolar şokunu” çok daha kolay atlatabilecek konumda.

Ancak bu açıklama yukarıda endişelerini sıraladığımız çeşitli meslek gruplarındaki insanların endişelerini yatıştırmaya yetmiyor. Çünkü ilk etapta akla gelen şu soruların cevaplarını kimse net veremiyor:

*Kurdaki değer kaybına karşı TCMB, bir merkez bankasının yapabileceği bütün aksiyonları yapabilir mi?

*AB ile yaşanan restleşme Gümrük Birliği’ni nasıl etkiler?

*Trump sonrası NATO üyesi ABD ile başta ticaret olmak üzere siyasi ve askeri alanlarda ilişki nasıl ilerleyecek?

Bu sorulara siyasi otoritenin getireceği açıklamalar ya da alternatif öngörüler Türk varlıkları üzerindeki ekstra baskıyı hafifletecektir.

Yukarı