TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Dünya ticaretinde yeni akım: Yerelleşme

3 önemli aktör yakın zamanda ortak bir açıklama yaptı: “Küresel ticaretin korunması ve teşvik edilmesi herkes için iyidir.” Ayrıca yine bu 3 önemli kurum şunu da ekledi: “ABD Başkanı Donald Trump’ın korumacılık ile ilgili aldığı kararları dünya ekonomisinin geleceği açısından kaygıyla izliyoruz.” Kim bu 3 kurum diye merak ediyorsanız, belirteyim: “IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü.” Detaylara girmeden şunu da ekleyelim; bu 3 kurumun ortak bir metne imza attıkları çok nadir görülmüş bir vakadır.

“TİCARETLE BÜYÜYEN DÜNYA HERKESİN YARARINA”

Geçen seneki Brexit kararı, arkasından Trump’ın seçilmesi özellikle küreselleşme taraftarlarını çok rahatsız etmiş durumda. Geçtiğimiz şubat ayında yapılan G20 zirvesinde adı geçen bu 3 kurum bir rapor hazırladı. Raporda, dünya ticaretinin 60’lı yıllarda başlayan, 70’lerde enerji kriziyle, 80’lerde de ambargolarla bir miktar hızı yavaşlamış olsa da 2009 krizine kadar iyi bir ivme yakalayıp yüzde 6 büyüdüğünün altını çizilerek 2009 krizi sonrası ise ortalama yüzde 2-3 bandında gittiği, Trump sonrası ortaya çıkacak “koruma duvarlarının” zaten düşük giden dünya ticaretinin iyice belini kırmasından endişe edildiği belirtiliyor. Hatta bu tartışmalara son tahlilde Alman Şansölyesi Merkel de katıldı ve benzer endişelerini ifade etti.

YENİ MODA: YERİNDE ÜRETİM VE YERİNDE TÜKETİM

Trump’ın seçildikten sonraki en büyük vaadi, “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” şeklinde özetlenen, yatırım ve üretimin ABD sınırlarına çekilmesiydi. Bununla ilgili Japon otomotiv şirketlerinden Alman teknoloji devlerine kadar herkese aynı mesaj veriliyor. En son Çin Devlet Başkanı’nın da yaptığı ABD ziyaretinde aldığı mesaj aynı oldu: “Üretimini burada yap.” Aslında konuya biraz daha geniş baktığımızda Trump’ın önerisinin çok da haksız olmadığını söyleyebiliriz. Çin örneğinden gidersek, Çin’in 2002 yılında 150 milyon ton civarında olan ham çelik tüketimi 2016’da 700 milyon tona çıkmış. Aynı Çin 2002’de kabaca 150 milyon ton seviyesinde üretim yaparken, 2016 sonunda kapasitesini 800 milyon tona kadar yükseltmiş. Bir başka ifade ile tükettiğinden fazlasını hem de çok hızlı artış olmasına rağmen üretmesini bilmiş. Cari fazla veren ülkelerden olan Almanya’nın da benzer bir durumu var. Almanya’nın en büyük iki ithal kalemi olan mineral yakıtlar ve kimyasallar son 7 yıl içerisinde yerine üretim ya da ikame madde kullanımı ile yüzde 30’a yakın azalmış durumda.

Bu açıdan bakıldığında küresel ticaretin en fazla arttığı 2002-2008 yılları arasında bu trendin, özellikle ABD, İngiltere’nin başını çektiği bir grup ülke tarafından ticaret açığı verilmek suretiyle finanse edildiği görülüyor. Bir başka ifadeyle dünya ticareti yıllık ortalama yüzde 6-7 büyürken, başta Çin ve Almanya olmak üzere bazı ülkeler ciddi ticaret fazlası vermiş, karşılığında yine başta ABD ve İngiltere olmak üzere bazı ülkeler de açık vermiş. Diğer taraftan bu ticaretin “finanse edilmesi” görevi de gelişmiş ülkelerin bankalarına, IMF, Dünya Bankası gibi kurumlara verilmiş. Bu sebeple şimdi en çok bu kurumların sesi çıkıyor.

Yeni dönemde Afrika’dan ithal edilen hammaddenin, işgücünün düşük maliyetli olduğu Asya’da işlenip daha sonra Afrika’ya satıldığı günler geride kalacak gibi gözüküyor. ABD’de mal satmak istiyorsan üretimini de ithalatını da orada yapman gerekebilir. Bu da dünya ticaretinde ciddi bir krize yol açacaktır.

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
13 Nisan 2017 Perşembe, 15:05 Misafir Amerika aslında öncelikle katma değeri yüksek ürünler üreten markalarının tümünün Amerikada üretim yaparak Amerikanın marka değerini daha da yükseklere çıkarmasını istiyor... Burda tabi üretim aşamasında ticari sırların mümkün olduğunca korunması da sağlanarak ülkelerin rekabet gücü de korunuyor...Tabiki bu üretim şekli Amerikanın kişi başına gelir seviyesini de yukarılara da taşıyabilir...
Yukarı