TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Seküritizasyon nedir, ne değildir?

 

Küresel bankacılık sektöründe ticari bankalar bir süredir aktifte tuttukları ve vade sonuna kadar “donuk” kalacak olan kredilerini menkul kıymetleştirme işlemi ile likide etmeyi tercih ediyorlar. Bir anlamda kredi bankacılığında “al/tut” stratejisi artık “al/sat”a dönüşmüş durumda. Basel kriterlerinin zorladığı bankalar, özsermayeleri ya da toplayabildikleri fonlarla yarattığı kredileri bilançosunda tutmak yerine, vade sonuna kadar alacakları faizin bir kısmından vazgeçmek suretiyle satmayı yeğliyor. Böylece pasif tarafında sabit kalan fon yapısı ile defalarca farklı kredi stoklarını çevirebiliyorlar. ABD’de 2008 subprime krizinde seküritizasyon piyasası ciddi yara almış olsa da, sonraki yıllarda bankaların ve şirketlerin bu uygulamayı yeniden yoğun olarak kullandığını görüyoruz. 2016 sonunda ABD’de seküritize edilen kredi miktarı 1.9 trilyon doları bulmuş durumda.

ÇİN SEKÜRİTİZASYONU 4 YIL ÖNCE KEŞFETTİ

Hatırlanacağı üzere 2008 krizi sonrası Çin ülke ekonomisini canlı tutmak için “kredi musluklarını sonuna kadar açtı”. Büyük şirketler bu dönemde yurtdışından mümkün olduğunca borçlanırken, diğerleri de içeride Çin bankalarından ve bankacılık sektörü dışındaki (gölge bankacılık) finansman şirketlerinden yoğun kredi aldılar. Böylece 2008 yılında Çin’in kamu + özel toplam borcunun GSMH’ye oranı yüzde 150 seviyesindeyken 2016’da bu oran yüzde 250’yi aştı. Çin’deki bu kredi seferberliği, 2008’de yüzde 200’lerde olan bankaların bilanço büyüklüğünün GSMH’ye oranının 2016’da yüzde 290’a yükselmesine neden oldu ve bu noktada seküritizasyon hatırlandı ve kelimenin tam anlamıyla menkul kıymetleştirme ülkede en moda finansal gelişme oldu.

Ülkede 4 yıl önce banka ve şirketlerin yaptığı toplam seküritizasyon adeti sadece 30, toplam miktarı ise 40 milyar renminbi (6 milyar $) seviyesindeymiş. 2016 sonunda gelinen noktada ise 400 adet işlemi geçerek yıllık 770 milyar renminbi (110 milyar $) büyüklüğe ulaştı.

TÜRK BANKALARI DA UZUN SÜREDİR SEKÜRİTİZASYON YAPIYOR

Türkiye’de menkul kıymetleştirmenin tanımı, 28 Haziran 2012 tarihli 28337 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan tebliğle net şekilde yapılmıştır. Bankalar kredi kartı alacakları, çek karşılıkları ve ticari kuruluşların yurtdışı alacakları üzerinden farklı zamanlarda menkul kıymetleştirme yapmayı tercih ettiler. Yakın zamanda Akbank, Garanti Bankası, İş Bankası gibi bankalar 350-500 milyon dolar gibi rakamlarda bu menkul ihraçlarını yapabildi.

Şimdi popüler olmasının sebebi ne?

KPMG’nin raporundaki 2016 III. çeyrek sonuçlarına göre bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7.5 artışla 2.5 trilyon TL’yi bulmuş. (GSMH’nin yüzde 100’ü) Bilançonun aktif kaleminde yüzde 64 pay ile en büyük kısma sahip plan krediler ise yüzde 8.4 artmış vaziyette. Yükümlülükler tarafında yüzde 53 ile en yüksek payı olan mevduat kaleminde ise artış yüzde 7.5’lerde.

Bankacılık bilançosunun 2017 yılı içinde sadece ilk 5 ayda 160 milyar TL artış yapan KGF kredileri ile kredi/mevduat oranındaki erozyonun arttığını ve yüzde 143’leri de vurduğunu biliyoruz. Ancak şimdi başka sorun var: Bankalar tıkandı ve yeni kredi veremiyorlar. O zaman onların bilançolarının rahatlatılması lazım!

Evet, doğru tahmin ettiniz “seküritizasyon” en iyi yöntem.

şte bugünlerde ortaya çıkan yoğun seküritizasyon tezahüratlarının sebebi, Hazine garantisi içeren orta ve büyük ölçekli KOBİ’lere verilen KGF kredilerinin menkul kıymetleştirilerek banka bilançolarının rahatlatılmaya çalışılması.

Bunca yazıp çizdikten sonra geldiğimiz nokta net...

Seküritizasyon olur, olması lazım. Ancak ortaya çıkan menkul kıymetlerin TCMB tarafından alınmasını talep etmek bizi çok sıkıntılı bir maceraya götürür. Bunların adresi hiçbir şekilde TCMB olamaz.

Banka bilançolarından ayrılan menkul kıymetlerin mümkünse içeriye yeni sermaye gelmesi için yabancı yatırımcıya, değilse içerideki fonlara (buy side) satmak gerekir. Onun dışındaki adresler bu işin hüsranla bitmesine yol açar.

Yukarı