TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Brexit’in laneti İngiliz siyasetini etkilemeye devam ediyor

 

Böyle hesaplamamıştı Theresa May. İngiltere’de Muhafazakâr Parti Genel Başkanı ve Başbakan May, 1.5 ay kadar önce “erken seçim” kararını aldığında, “seçilmiş ve güçlü bir lider” olarak geri dönmeyi planlıyordu. Neticede rakibi İşçi Parti tarihinin en kötü dönemini geçiriyordu ve lideri de oldukça tartışmalı bir isim olan Jeremy Corbyn’di. Diğer yandan erken seçim kararı önceki kamuoyu yoklamalarına göre “Brexit kararına daha fazla destek” görülüyordu. Theresa May’in de bu süreci ülkenin lehine en iyi şartlarla yönetmek üzere seçimlere gitmek istediği anlaşılıyordu.

HATALAR VE MUHAFAZAKÂR PARTİ

Mayıs 2015 yılında yapılan genel seçimlerde Muhafazakâr Parti 18 yıl sonra ilk kez tek başına iktidar olma şansını David Cameron ile yakalamıştı. Seçimlerde aldığı yüzde 37’lik oy ve 330 sandalye ile başa geldiler. Hatırlatmak açısından Ed Miliband liderliğinde İşçi Partisi yüzde 31 oy alabilmişti. Cameron, bu ülke çapındaki siyasi başarısını riskli bir iddiaya (Brexit) referanduma götürmek için 1 yıl sonra yeniden sandığa gitti. Zafer sarhoşu durumundaki Başbakan Cameron, “AB’nin uğradığı mülteci akını için istenilen ülke kotalarının ve mültecilere yapılan devlet yardımının adil olmadığını” iddia ederek Brexit kararı yani AB’den ayrılma fikrini savundu. Aslında Muhafazakâr Parti bir bütün olarak “Çıkalım” kararının arkasında durmasa da, Başbakan Cameron’un ikircikli duruşu ve ülkede esen “anti AB” rüzgârının etkisiyle İngiltere 23 Haziran 2016’da AB’den ayrılmaya karar verdi.

Muhafazakâr Parti’de Brexit sürecini yöneten (daha doğrusu üstüne bulaştıran) üst düzey yöneticilerin çoğu daha sonra görevlerinden ayrılmak durumunda kaldı. Başbakan Cameron istifa etti, eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson bu göreve talip olmadı ve “Yokum” dedi. Öyle ki İngiltere’de milliyetçi oyların adresi olan UKIP’in genel başkanı Nigel Farage bile Brexit kararı sonrasında “Görevimi tamamladım” diyerek siyaseti bıraktı. Böylece AB’den ayrılma kararı sonrası hükümeti kurma görevi aslında referandum boyunca “Kalalım” şıkkını savunan eski Dışişleri Bakanı Theresa May’e kaldı.

Son 5 yılda Muhafazakâr Parti’de içişleri bakanlığı yapan ve bu görev boyunca aldığı “güvenlik güçlerinin sayısını azalttığı ve göçmenlik kanunlarını yumuşattığı” gerekçeleriyle çok eleştirilen May de “hata yapma şansını” kullanmak istedi. Nisan 2017’de, yani göreve geldikten 10 ay sonra erken seçim kararı aldı.

DİMYAT’A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK...

Theresa May’in, bu Türk atasözünü bilip bilmediğinden emin değilim. Ama yukarıda anlattığım erken seçim kararı öncesi durum analizine bakıldığında, bugün genel seçim sonrası ortaya çıkan sonucu Başbakan May için daha iyi anlatan bir söz bulamıyorum. Seçim sonuçlarına göre May’in Muhafazakâr Partisi tek başına iktidar olması için gereken 326 vekil sayısından 8 eksik toparlayabilmiş durumda. May’in açıklamalarına göre seçimlerde 10 vekillik kazanan Kuzey İrlanda Demokratik Birlik Partisi ile koalisyon hükümeti kurulacak. Demokratik Birlik Partisi, Brexit’te “Çıkalım” oyu kullanmış, merkez sağda yer alan geleneksel bir parti. Bu partinin İrlanda Cumhuriyeti ile sınırların kaldırılması, İrlanda ve Birleşik Krallık arasında serbest ticaret bölgesi kurulması gibi istekleri var. Bu sebeple bir yandan AB’den ayrılmak için masaya oturacak olan Muhafazakâr Parti diğer yandan oranın bir üyesi olan İrlanda ile daha yakın ilişki içinde olmak isteyen ortağını tatmin edebilir mi? Emin değilim.

Şimdiden tahmin yapmak oldukça riskli olsa da 1 yıl içinde İngiltere’de yeniden seçim olmasını bekliyorum. Önümüzdeki haftalar içinde AB ile Brexit müzakerelerine başlayacak yeni koalisyon hükümetinin bu süreci dağılmadan ya da tek vücut bitirmesinin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. May’in de siyasi ömrünün bu süreci tamamlayacak kadar uzun olmayacağını da tüm bunların ardından tahmin edebiliyorum.

Brexit süreci İngilizler için çok lanetli oldu. Dokunanı yakıyor. Demek ki kararı almak ayrı bir iş, uygulamaya koymak ise apayrı.

Yukarı