TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Çin ve Asya’dan bize çıkan dersler

 

Dünyanın gözü Kuzey Kore sebebiyle bir kez daha Asya’ya çevrildi. K.Kore liderinin uyarılara rağmen kısa süre önce Japonya’nın üzerinden geçirerek fırlattığı nükleer başlıklı füze sonrası herkes alarma geçti. ABD hem kendisinin hem de bölgedeki müttefikleri Japonya ve G.Kore’nin tehdit altında olduğunun altını çizdi ve Birleşmiş Milletler’i (BM) göreve çağırdı, “Ya en sert yaptırımları uygulayın ya da ben vuracağım” diyerek.

K.Kore’nin bölgedeki en önemli müttefiki Çin ve Rusya’nın (ikisinin de BM’de veto hakkı var) ne diyeceği merak ediliyordu. Dün çıkan BM kararından da anlaşılıyor ki ABD tam olarak istediklerini alamasa da başta Petrol ve tekstil alanlarındaki ambargolar olmak üzere yurtdışında çalışan K.Korelilerin ülkelerine yaptıkları para transferlerinin engellenmesine kadar geniş bir yaptırım listesini çıkarmayı başarmış. Tahminlere göre yeni yaptırımlar sonrası K.Kore’nin toplam Petrol ithalatının yüzde 30’u ve yıllık 750 milyon $’lık tekstil ihracatının tamamı engellenmiş olacak. Bu yeterli olacak mı? Yıllık 3 milyar $ civarında ihracatı olan K.Kore’nin yeni yaptırımlarla ciddi manada zorlanacağı aşikâr. Ancak ülkenin yaptığı ticaretin yüzde 90’ının Çin üzerinden olduğu düşünüldüğünde K.Kore’nin “pes edip etmeyeceği” aslında Çin’in BM kararlarını ne kadar sıkı takip edeceğiyle ilgili gibi görünüyor.

ÇİN DEMİŞKEN...

Çelebi Stratejik Danışmanlık’ın Borsa İstanbul’da düzenlediği Uluslararası Ekonomik Gelişme Zirvesi-Çin ve Hindistan Üzerinden Global Krize Bakış Konferansı için Türkiye’de bulunan Profesör Michael Pettis ile görüşme imkânım oldu. Yıllarca finans sektöründe çalışan Pettis, uzun süredir akademisyenlik yapmak için gittiği Çin’de yaşıyor. Çin’in finans sektörünü yakından takip eden Pettis, yoğun borçlanmayla finanse edilen altyapı projelerinin (hane halkı geliri ve harcamaları ihmal edilerek) ülke için ciddi risk oluşturmak üzere olduğunu ifade ediyor.

Pettis, 2000’li yılların başından beri Çin’in çoğunluğu yurtdışından olmak üzere borçlanarak altyapı yatırımı, sanayileşme hamlesi yaptığını, bunun da yüzyılın başında 2 trilyon $’lık bir ekonomi olan Çin’i 2014 sonunda 12 trilyon $’a çıkardığını belirtiyor. Çin bu iddialı büyümeyle dünyanın en büyük ihracatçılarından biri olduğu gibi yıllık 400 milyar $’lık ticaret fazlası veren ülke haline geldi.

Asya’da oyun kurucu olan Çin, ABD’nin en büyük ticaret açığı verdiği ülke. Ancak Pettis’e göre bu durum artık sürdürülebilir değil. Sebep olarak da ne dünyanın eskisi kadar Çin’in ihraç ettiği ürünleri alabilecek kapasitesinin, ne de Çin’in bu üretimi finanse etmek için daha fazla kredi kullanabilecek gücünün kaldığını savunuyor.

Pettis, Çin’in ülke içinde hane halkı harcamalarının ağırlığının arttığı, bunun için de hane halkı gelirlerinin artması gereken bir döneme girildiğini ifade ediyor.

ÇÖZÜM NE?

Pettis’e göre yıllık yüzde 3-4 civarında çok daha düşük bir büyümeyle Çin’in daha sağlıklı geçiş yaparak ihracat odaklı ekonomiden dış ticaret ve iç tüketimde dengeli modele geçmesi mümkün. Ancak bu kolay değil. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Çin’de de siyasiler “yüksek büyüme ve dünyaya hükmetme” içgüdüsüyle ilerlemek istiyor. Bu sebeple Çin için hem gelir dağılımı adaletsizliğinin azalması (Çin’deki milyoner sayısı ABD’den fazla) hem de sosyal patlamaların engellenmesi açısından alınması gereken “vites düşürme” kararını almak kolay değil.

Pettis’i dinlerken aklıma birçok soru geldi. Ciddi ticaret fazlası veren, son 15 yıla ekonomik anlamda damgasını vurmuş bir ülke olan Çin için bile artık dengeli büyüme, gelir dağılımı eşitsizliği ve hane halkı gelirlerinin artışı konuşuluyor. “Daha fazla borçlanalım, daha fazla altyapı yatırımı yapalım” tezi daha makul bir tonda seslendirilirken, verimliliğe ve dengeli büyümeye işaret ediliyor. Artık ülkenin iki haneli ihracat ya da altyapı projeleri destekli büyümesi yerine kişi başı GSMH’nin artırılması isteniyor. Bizim için de bu ayrıntılar önemli yol gösterici konular diye düşünüyorum.

 

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
13 Eylül 2017 Çarşamba, 10:43 Misafir ülkemizde de kişi başına gelir artmalı... Şu anda ülkemizde tasarruf oranlarının bu kadar düşük olmasının bir sebebi de insanların gelirlerinin düşük olması, tabi bunda 14 -15 yıldır süregelen kronikleşmiş enflasyonun etkisi de oldukça fazla...
Yukarı