TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Vize krizi öncesi ve sonrası

 

Pazar akşamından beri piyasalar teyakkuz halinde. Malum, ABD Türkiye’den vize servisini ucu açık bir süre için durdurduğunu açıkladı. ABD’den gelen bu beklenmedik ve sert karar karşısında Türk tarafı da mütekabiliyet uygulayarak ABD vatandaşlarına vize vermeyi durdurdu. İşte o andan itibaren iki taraftan açıklamalar geliyor. Anlaşılan o ki, vize sorununda bugünden yarına hızlı bir çözüm beklenmiyor. Ancak iki taraf da müzakere ve dialog yolunu açık tuttuğunu ve çözümün bu şekilde geleceğini söylüyor.

TÜRK LİRASI KAYIPLARINI BÜYÜK ORANDA SARDI

Vize kararı çıkmadan önce geçen cuma günü Dolar/Türk Lirası paritesi haftayı 3.61’den kapamıştı. Aslında ABD’den gelen güçlü verilerin ardından Türk Lirası dolar karşısında geçen hafta zaten yüzde 2 değer kaybetmişti. İşte bunun üzerine “vize krizi” geldi ve kur 3.72’lere kadar çıktı. Bu aslında ekstra bir yüzde 2.5’lik değer kaybı anlamına geliyor. Ancak son iki gündür “yurtiçi yerleşikler” diye tasnif edilen vatandaşın döviz hesaplarından yoğun döviz satışı gerçekleşiyor. Geçen hafta kabaca 2 milyar dolar sattığı tahmin edilen yurtiçi yerleşiklerin, bu hafta da şu ana kadar 1.5 milyar dolara yakın döviz sattığı tahmin ediliyor. Bu ne demek? Yıl başından beri, kur 3.90’lardan 3.40’lara kadar inerken ısrarla alım yapıp toplam 20 milyar dolar ekstra döviz alan yurtiçi yerleşikler, 3.50-3.70 bandında son 2.5 haftada kabaca 5-6 milyar dolar döviz sattı demek. Peki kim aldı? Yine yıl başından 3 hafta öncesine kadar bono, hisse ve TL repo piyasası için yaklaşık 20 milyar dolarlık döviz bozdurup TL alan yabancı yatırımcı bu sefer döndü döviz aldı.

Yabancı yerli ayrımı ve bu iki tarafın döviz tarafından aynı dönemlerde farklı tercihlerde bulunması şimdilik kur tarafında ateşin daha fazla yükselmemesini sağlıyor. Şimdilik diyorum, çünkü burada yıl başından beri yoğun yabancı girişi oldu ve rakamın ne kadarının “ABD vize krizi ve FED faiz artışı endişeleri”yle dövize yönleneceğini bilmiyoruz.

TAHVİL PİYASASI İSE HÂLÂ TATSIZ

Devlet tahvillerinin ikinci piyasasında ise işler o kadar iyi değil. Yukarıda bahsettiğim gelişmelerden dolayı (geçen hafta ABD kaynaklı gelen iyi veriler sonrası) zaten tahvil piyasası kıpırdanmaya başlamıştı. 10 yıllık Türk tahvili eylül ortası yüzde 10.70’lerde işlem görürken geçen haftayı yüzde 11’de kapatmıştı. Vize krizinin en akut olduğu an 10 yıllık tahvil faizi 11.50’leri gördü. Dün tahvil piyasası da bir parça sakinleşti, ama hâlâ burada seviyeler yüzde 11.40’lar. Bu seviye ne anlama geliyor? Yıl başında kurun 3.90’ı gördüğü anlarda yaşanan yüzde 12’yi bir kenara bırakırsak son 7 yılın en yüksek tahvil faizi.

Özellikle bütçenin rekor açık verdiği ve bu sebeple de Hazine’nin borcunun 1.3-1.4 katı ortalama ile borçlandığı bir dönemde tahvil piyasasında oluşan bu seviyeler kamu borcu açısından düşündürücü. Ayrıca devlet tahvilleri üzerine belli bir marj koyarak borçlanmaya çıkan Türk özel sektör şirketleri de bu işten negatif etkileniyor. Burada da örneği dolar cinsinden yurtdışı borçlanmalardan verelim. 10 yıllık Türk Eurobond’larında faiz dolar bazında yüzde 5’lerin üzerine çıktı. Bu oran 2 hafta önce yüzde 4.7’lerdeydi. Bunun üzerinde fiyatlama yapılan 10 yıl vadeli Türk şirketlerinin dolar cinsinden maliyetleri de yüzde 7’leri aşmaya başladı.

Vize krizinde sorunun, -iki NATO müttefiki ülkenin, son dönemlerde arası eskisi kadar iyi olmasa da, her ikisinin de farklı sebeplerle, farklı coğrafyalarda birbirine ihtiyacı olduğu düşünüldüğündediplomasi yoluyla çözüleceğini düşünüyorum. Bu sebeple piyasaların vize krizi sonrası kayıplarının bir miktarı telafi edilecektir. Ancak bu kriz öncesi küresel piyasalarda havanın bozduğunu, üzerine yaşanan gerginliğin de işleri iyice zorlaştırdığını görüyor olmamız ve ekonomide de rotayı buna göre belirlememiz lazım.

 

Yukarı