TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Zirveden bize kalanlar.....

 

Hafta içinde Bloomberg HT’nin bu sene 2’ncisini gerçekleştirdiği Türkiye Ekonomi Zirvesi’nde iş dünyasının, finans piyasasının ve reel sektörün önemli temsilcileri bir araya geldi. Televizyon ekranlarında muhtemelen zirvede yapılan panelleri, Başbakan Binali Yıldırım ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in konuşmalarını dinlediniz. Ben size yeniden bunları anlatmayacağım.

Ancak zirve boyunca gerek kahve molalarında, gerek yemek sohbetlerinde yapılan bazı konuşmaların, sorulan bazı soruların aslında 2018 için “Türkiye ekonomisini hangi risk ve fırsatlar bekliyor?” başlığı altında masaya yatırılabileceğini düşünüyorum. Bir bakıma biraz kulis bilgisi aktaracağım size..

“Aslında işler, özellikle de ihracat odaklı üretim fena gitmiyor ama...”

İhracatçıların genel olarak söze başlarken kullandıkları bir giriş cümlesi. Hazırgiyim, tekstil, otomotiv, dayanıklı tüketim malzemesi üreten sektörler başta olmak üzere bu sene AB, ABD pazarlarındaki toparlanma genel olarak herkesi memnun etmiş. Euro / Dolar paritesinin 1.18’lere yaklaşması içeride TL’de değer kaybı da (bir yere kadar!) bu memnuniyeti perçinlemiş. Ancak bir nokta var: “Üretim kapasitelerini son noktalarına kadar kullanır olmuşlar.” Dün açıklanan reel sektör kapasite kullanım oranı 2008 yılından beri görülen en yüksek oran. Bu ne demek? İş dünyası özellikle de ihracatçı gelen siparişleri karşılayabilmek için kapasitesini zorlayarak çalışıyor. Daha uzun bir süre böyle gidemez, yatırım yapması lazım. Ancak bu yatırımı sürekli erteliyor. Niye? Onların cevabı: “Önümüzü göremiyoruz.”

“Biz de yüksek faizden memnun değiliz. Ama tek başımıza bizim yapacaklarımız sınırlı.”

Bu cümle de bankacılara ait. Sürekli “Çok para kazanıyorlar. Yüksek faizden memnunlar” şeklindeki eleştirilerden bunalmışlar. Önce özeleştiri yapıyorlar: “Operasyonel giderlerimizi düşürmemiz ve sektör olarak bazı harcamaları ortak yapmamız lazım.” Bu durumda aynı kârlılığı tutturmaları durumunda dahi kredi faizlerinde 1 -1.5 puana yakın bir düşüş olabileceğini düşünüyorlar. Ancak bankacılar hemen ekliyor: “Mevduatın bize gelişi pahalı. Onun sebebi de kontrolden çıkmaya başlayan enflasyon ve kamu tarafındaki kredi portföyünü yüklü artıran projeler.” Benim bankacılardan anladığım, eğer 2018’de mali politikalar 2017’dekine benzer agresif genişleyici olmaz ve Merkez Bankası enflasyonla mücadelede yalnız bırakılmazsa kredi maliyetlerinde ciddi bir rahatlama görürüz.

TÜRKİYE’NİN BATI İLE GERİLEN İLİŞKİLERİ...

Bu da bütün zirve boyunca en çok spekülasyonu yapılan konu başlığıydı. Özellikle 4 Aralık’ta ABD’de başlayacak olan Zarrab dosyası ve ona ilişkilendirilen bankalara ceza konusu herkesin aklında. Zirve boyunca hükümetten verilen mesaj, “Bu dosyanın geldiği nokta bankacılık kanunlarının uygulanmasından ziyade Türkiye aleyhine siyasi bir hal aldığı” şeklinde. Hükümet yetkilileri konunun sadece “İran’a ambargo delindi mi?” boyutunda görülmesinin eksik olacağını, Suriye’deki gelişmelerin de bu davayı etkilediğini düşünüyor. Ayrıca buradan çıkacak sonuçların da ABD-Türkiye ilişkilerini ciddi etkileyeceğini düşünüyor. Ancak bir konuda hükümet net: “ABD ile ilişkilerin daha fazla gerilmesi hem bizi hem de onları negatif etkiler. Biz de bunun olmaması için azami gayret gösteriyoruz.”

AB tarafında ise hükümet daha rahat gözüküyor. Almanya hariç diğer problemli ülkeler ile ticari ve beşeri ilişkilerin yeniden hızlandığı, Almanya’da Merkel hükümetinin akıbetini beklediklerini söylüyorlar.

Koskoca bir zirve sonrası 2018 için benim aklımda şu kaldı: “Türkiye zor bir coğrafyada, yüzyıllardır büyük mücadelelere sahne olmuş bir bölgede bulunuyor.” Çoğu zaman bize büyük artı katan köprü konumumuz, dünyada kartların yeniden karıldığı bazı zamanlarda bizim ekstra tedbirli ve mukavemetli olmamızı gerektiriyor. Tam da bu günlerde iş dünyası da bütün bu olup bitenin gölgesinde yönünü bulmaya çalışıyor.

 

Yukarı