TVRadyo
Ercan Kumcu
Ercan Kumcu

Dış kaynak geliyor ama ekonomiye girmiyor

İç tasarruflar tatminkâr bir ekonomik büyüme için yetersiz kalınca dış tasarruflara (dış kaynak) bağlı kalınıyor. Dış kaynak girişi, doğrudan yabancı sermaye yatırımları gibi borç yaratmayan cinsten olabileceği gibi borçlanma yoluyla da sağlanabiliyor.
Son dönemde ekonomik büyümenin düşmesiyle dış kaynak girişi yeniden önem kazandı. Kredi notumuz arttığında dış kaynak girişinin hızlanacağı beklentisi oluştu. Bir kredi derecelendirme kuruluşunun kredi notumuzu artırmasıyla Türkiye ekonomisinin daha fazla dış kaynak çekebileceği düşünülüyor. Not artırımını bırakın, not görünümünün "istikrarlı" düzeyden "olumlu" düzeye getirilmesine bile razıyız. Yeter ki dış kaynak girişi hızlansın!

TAZE DIŞ KAYNAK REZERVLERİ ARTIRIYOR
Nisan ayından bu yana aslında Türkiye ekonomisine dış kaynak girişi oldukça tatminkâr. Her ay elde edilen toplam yurtdışı net finansman miktarı, cari işlemler açığından fazla. Nisan-ağustos dönemini kapsayan son beş aydır toplam cari işlemler açığı 19.8 milyar dolar oldu. Buna karşılık yurtdışından elde edilen toplam net finansman bu dönemde 38 milyar dolara ulaştı. Yani son beş ayda, ihtiyacımızın neredeyse iki katı üzerinde, 18.2 milyar dolar dış finansman elde etmişiz. Belli ki dış finansmanda bir sıkıntı yok.
İhtiyacımızın üzerinde sağlanan 18.2 milyar dolarlık dış finansmanın 16 milyar doların biraz üzerindeki kısmı resmi döviz rezervlerinin artışına gitmiş. Geri kalan da "net hata ve noksan" olarak kaynağı bilinmeyen yollardan ekonomiyi terk etmiş. Kabaca şöyle diyebiliriz: İhtiyacımızın üzerinde elde edilen dış finansmanın yaklaşık yüzde 88'i resmi rezervlerin, yüzde 12'si de özel kesim rezervlerinin artışına gitmiş.
Merkez Bankası, döviz rezervlerini para basarak artırmıyor. Bankaların çeşitli TL yükümlülükleri üzerinden Merkez Bankası'nda tutmak zorunda oldukları munzam karşılıkların bir bölümünün belli bir oranda döviz cinsinden tutulabilmesi olanağının getirilmesiyle, bankalar TL yerine Merkez Bankası'na munzam karşılıklara yönelik olarak döviz yatırmaya başladılar. Daha sonra, Merkez Bankası TL munzam yükümlülüklerinin hem döviz tutulabilecek bölümünü artırdı hem de TL'ye göre döviz oranını (rezerv opsiyon katsayısı) artırdı. Bu yolla, bankalar aynı munzam yükümlülüğüne yönelik olarak daha fazla dövizi Merkez Bankası'na yatırmak durumunda oldular.
Merkez Bankası'nın bu stratejisi iki önemli işlev gördü: Birincisi, geçen yılın ikinci yarısı ile bu yılın ilk üç ayında kaybedilen döviz rezervleri yerine konmuş oldu. İkincisi, ihtiyacımız üzerinde gelen dış finansmanın TL'nin değer kazanmasına yol açması engellenmiş oldu.

DAHA HIZLI REZERV ARTIŞI
Doğal olarak akıllara şu soru geliyor: Merkez Bankası TL munzam yükümlülüklerine yönelik döviz yatırma opsiyonu getirmeseydi, ihtiyacımız üzerinde dış finansman gelir miydi? Büyük bir olasılıkla gelmezdi. İhtiyacımız üzerinde gelen dış finansmanın neredeyse tümü bankaların çeşitli yollarla aldığı dış borçlar. Bu dövizleri Merkez Bankası'na yatırmak yerine bankaların reel ekonomiye kazandırmaları için iç talebin artma eğiliminde olması gerekiyor. İç talebin artmasının önemli ateşleyicilerinden biri, TL'nin değer kazanması. Merkez Bankası'nın döviz kurlarının düşmesini engellemesi, iç talep artışını dizginlediği gibi ekonomik birimlerin dış kaynak gereksinimini de sınırlıyor.
Bugünkü dengeden şu sonucu çıkarmak mümkün: İçinde yaşanan konjonktürde Türkiye ekonomisinin dış kaynak çekebilme kabiliyeti var. Ama dış kaynak ihtiyacı yaratılmadan dış kaynak gelmesinin ekonomik bir anlamı yok. Dolayısıyla, kredi notumuzun artması, ekonominin büyümesine değil, bir noktaya kadar Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin daha da hızlı artmasına neden olabilir.

Yukarı