TVRadyo
Ercan Kumcu
Ercan Kumcu

Risk bir değil iki değil

Küresel piyasalar Amerika'daki gelişmelere ve oradan gelecek haberlere kilitlenmiş durumda. Soru çok. Amerikan Merkez Bankası (FED) ne yapacak? Parayı kısacak mı yoksa gevşek mi bırakacak? Parayı sıkarsa, ne zaman sıkar? Yeni FED başkanı eskisinin politikalarını mı güdecek? Başkan adaylarının hangisi Amerika'da faizleri daha hızlı artırır, hangisi daha temkinli davranır?

Bu sorulara yanıt aranırken, finans piyasaları allak bullak oluyor. Yalnızca Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar değil, gelişmiş ülke piyasaları da karışık. Para gelişmekte olan ülkelerden çıkarken, gelişmişlerin piyasalarından da çıkıyor. Hisse senedi piyasalarında endeksler aşağı yönde gidiyor. Bono piyasalarında faizler yukarı yönde ilerliyor. Bir başka deyişle, yukarıdaki sorulara inandırıcı yanıtlar bulana kadar yatırımcılar her yerde kenara çekiliyorlar. Sanki, 2008 yılı sonu sendromu depreşti. Halbuki, 2008 yılı sonunda ekonomiler tepe taklak aşağı yönde gidiyordu. Şimdi, yön yukarı. Demek ki, bu kadar uzun sürünce, krizden çıkış da kolay olmuyormuş. Ya da gerçekten krizden çıkılmıyor, bugünkü görüntü bol paranın yarattığı hormon etkisi.

Özetlersek, bugün konuşulan riskler merkez bankalarından kaynaklanan riskler. Riskleri artıran unsur ise merkez bankalarının iletişim sorunları. Bu yalnızca FED'e özgü değil. Neredeyse tüm dünyada merkez bankaları aynı sorunla yüz yüze.

Merkez bankalarından kaynaklanan riskler devam ederken, yeni riskler de ortaya çıkacak. Geçmişte halının altına süpürülen pislikler ortaya çıkmak üzere. Euro Bölgesi borç sorunu yeniden gündeme gelmek üzere. Sorunun gündeme gelmesi Almanya'daki genel seçimleri bekliyor. Bir kez daha Yunanistan'a ek borç verme tartışılacak.



YUNANİSTAN
İMF, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Avrupa Birliği (AB) üçlüsü 2010 yılında Yunanistan'a 73 milyar Euro borç vermişti. Evdeki hesap tutmayıp yetmediği anlaşılınca (ekonomi kağıt üzerindeki varsayımlardan çok daha hızlı küçüldü), 2012 yılında ek 173 milyar Euro daha borç verildi. Yaklaşık 250 milyar Euro'ya yaklaşan mali yardıma ek olarak Yunanistan'ın piyasaya olan borçları yeniden yapılandırılarak toplam borç stoku 100 milyar Euro azaltıldı. Bütün bunlara rağmen, Yunanistan'ın borçları milli gelirlerinin hala yüzde 170'inin üzerinde. İMF'ye göre, bu oranın yüzde 120'nin üzerinde olması sürdürülebilir değil.

Gelecek yıl Yunanistan yeni para isteyecek. Seçimler dolayısıyla Alman Hükümeti şimdilik konuyu gündeme getirmek istemiyor. Seçimlerden sonra eski filmi bir kez daha görebileceğiz. Almanya Yunanistan'ın daha fazla kemer sıkmasını isteyecek. Yunanistan ekonomisi zaten hızla küçülürken, bir kez daha darbe alabilecek. Filmin sonu herhalde şöyle bitecek: İMF ve ECB kendilerini bu işten sıyırırken, AB Yunanistan borçlarının önemli bir bölümünü silmek zorunda kalabilecek. AB'nin yaklaşık 300 milyar Euro'luk borcun önemli bir bölümünün üzerine soğuk su içmesi büyük ülkelerin kredi notunu sorgulatacak.



SEÇİMLERDEN SONRA
Avrupa'nın sorunu yalnızca Yunanistan değil. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması gündemde. Hala dişe dokunur bir ilerleme kaydedilmiş değil. Avrupa bankalarına yeniden sermaye koyulması tartışılacak. Sermayeyi kimin koyacağı anlaşmazlık konusu olmaya devam edecek. ECB'nin bu alandaki otorite sınırlarının çizilmesi anlaşmazlık konularından biri olacak. Bu konular da Almanya'daki seçimlerini bekliyor.

Tüm dünyada faizler yukarı yönde. Düşük faiz döneminin bitmek üzere olduğunu herkes biliyor. Faizler yükselirken, Avrupa'nın çok borçlu ülkeleri yeni bir krize girerler mi? Bunun da olasılığı az değil.

Kısacası, 2014 ve 2015 yıllarında FED'in yanında, Avrupa'dan kaynaklanan riskleri daha sık konuşuyor olacağız. Çin ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanabilecek riskler bir başka yazının konusu.

Yukarı