TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Abdi İbrahim anlamlı bir ödül aldı ama....

İlaca erişimin, doktora ulaşımın hızla yükseldiği bir ülkede, ilaç sanayiinin nereye gittiği, yerli firmaların yabancıları neden satın aldığı, milli bir ilaç sanayii oluşturmak için neler yapılması gerektiği doğal olarak ilgimi çekiyor. Epeydir bu konulan yazıyorum, ancak öyle kolay içinden çıkılacak ve çözüm noktasında tek makamla, bir bakanlıkla halledilebilecek meselelere de sahip değil.
Sağlık Bakanlığı, ilacın tüketiciye bakan tarafında çok ciddi adımlar attı, iyileştirmeler yaptı. Fakat Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'a, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün'e ve Türkiye'de ilacın kullanımında en önemli kamu otoritesi olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e milli ilaç endüstrisinin geliştirilmesi için ortak akıl çerçevesinde ciddi görevler düşüyor. Zira bu alanda varlık göstermek, tek başına şirketlerin altından kalkacağı bir iş değil.
Türkiye ilaç pazarının 2003 yılından beri aralıksız olarak lideri olan Abdi İbrahim, 100. yılında, Business Initiative Directions (BID) ödüllerinde "Altın Kategorimde yarışarak, "Uluslararası Toplam Kalite Yönetimi Ödülü" ile taltif edildi. Ödülü almak üzere Abdi İbrahim CEO'su Candan Karabağlı ile birlikte New York'a yola çıktığımızdan itibaren kafamdaki sorulara cevap bulmaya çalıştım. Evet, ilaç sanayiinde faaliyet gösteren lider bir şirketimiz uluslararası ödül alıyor, dünyada kendi kategorisinde 20. sıraya yükselmiş, fakat toplamda ülke olarak ilaç sanayiinde yokuz.
Geçtiğimiz on iki ay boyunca Paris, Madrid, Cenevre, Frankfurt ve New York'ta gerçekleştirilen toplantılarla 117 ülkeden şirketleri bir araya getiren BID konferansına katılan liderlerin sunduğu teklifle Abdi İbrahim, Uluslararası Kalite Ödülü'nün layık görülmüş. Hassas bir alanda QC100 Toplam Kalite Yönetimi Modeli'nin, Uluslararası Kalite Zirvesi (IQS) düzenlemeleri ve kriterleri çerçevesinde gerçekleştirilen IQS Uluslararası Toplam Kalite Yönetimi Ödülü'nü bir ilaç şirketimizin alması şüphesiz önemli. Fakat yeterli değil...
Çünkü dünyada ilaç sanayiinde ciddi bir değişim yaşanıyor. Biyolojik ilaçlara doğru kayma olacağını Canan Karabağlı da ifade etti. Patent korumalı ilaçların önemli bir kısmının süresi de yakında dolacak. Böylece molekül bulup ilaç geliştiren referans firmalar, onların ürünlerinden yola çıkıp jenerik ilaç üreten jenerik firmalarla rekabet etmek zorunda kalacak. Referans ilacımız ve firmamız olmadığına göre gelişmenin hem bu tarafıyla hem de biyolojik ilaç tarafıyla devlet olarak yakından ilgilenir, gerekli düzenlemeler yaparsak, en azından kendimize yeter hale gelebiliriz. Yoksa ülke olarak yabancıların gözünde iyi bir ilaç pazarı olarak arz-ı endam eder, mevcut milli şirketleri de elden çıkarmak zorunda kalırız.
Türk ilaç sektöründe ilk 10'da yer alan şirketlerin ciroya göre sıralaması ve pazar payları şöyle:

Dünya ilaç sanayiinde ise bambaşka bir döneme geçmek üzereyiz. Karabağlı'dan öğreniyorum ki, süper jenerik ilaç modeliyle bilinen moleküllerden biyolojik ilaç üretme evresine geçiliyormuş. Türkiye'de ise bu teknoloji yok. 2010'da 11 milyar dolarlık pazar büyüklüğüne ulaşan Türkiye, bu konumuyla dünyanın 14., Avrupa'nın ise 6. büyük pazarı olarak biyolojik ilaç üretimi için model geliştirmek zorunda. Ayrıca tüm göstergeler ülkemizi gelişmekte olan ilaç pazarları arasına önemli bir yere koyuyor. Bu durumda ilgili ve yetkili makamlara düşen, bu gelişimin sağlıklı olması için gayret göstermek. Kalp, kanser ve sinir ilaçlarının tüketiminde çok gerilerde olduğumuzu söyleyen Karabağlı, yabancı şirketlerin ülkemizde bu alana yatırım yaptığına dikkat çekti.
En son açıklanan teşvik paketinden ilaç endüstrisinin kimya sektörünün alt kolu olmaktan çıkarılması, sektöre hükümetin önem vereceğinin en önemli işareti. Ayrıca teşvik paketi kapsamında ilaç sanayiinin alt kollarında bazı alanlar da stratejik ilan edilmiş durumda. Galiba geçmişimize üzülmek kadar, gelecekten de ümitli olmak için yeterli sebep var.

Yukarı