TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Problem Gül'ün yeniden adaylığında değil, nerede olacağında...

Cumhurbaşkanı Gül ile Erdoğan arasında yaşanan hadiseleri AK Parti'nin geleceği üzerinde bir veraset tartışması olarak da görmek mümkün. Çünkü Abdullah Gül'ün Çankaya'dan ayrıldıktan sonra AK Parti ile bir ilişkisi olmasını Erdoğan istemiyor. Parti, yeni dönemde, başlangıçta yola çıkılan Erdoğan, Gül, Arınç ve Şener dörtlüsünün etkisinden tamamen arındırılmak isteniyor. Bu stratejiyi yaşama geçirmek isteyen Erdoğan, kendi Cumhurbaşkanlığı döneminde diğer isimlerden herhangi birinin partide "ağır abi"olarak kalmasını arzu etmiyor. Abdüllatif Şener'den sonra hizmetlerinden dolayı kime teşekkür edileceği önemli...
Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışman Ahmet Sever'in, Abdullah Gül'ün onay ve izniyle, hatta verdiği dipnotlarla Ruşen Çakır'a konuşmasının etkilerini daha çok konuşacağız. Ancak asıl tartışmalı konu, Gül'ün yeniden Cumhurbaşkanlığı'na aday olmasından ziyade, partinin başına dönüp dönemeyeceği veya nerede duracağı... Gül cephesi, Erdoğan'ın adaylığına ses çıkarmıyor, ama "Ya sonrası?" sorusuna cevap arıyor.
Başka bir açıdan bakıldığında AK Parti'nin tüzüğü gereği bütün önemli isimler önümüzdeki kongreden sonra yönetimde olamayacak. Bazılarına mahalli seçimler ilaç gibi gelecek, ama yeni yapılanmada kimlerin olacağı ve buna kimin veya kimlerin karar vereceği Çankaya süreciyle birlikte daha fazla gündeme gelecek. Mesela Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkmasında Başbakan Erdoğan'a ciddi baskı yapan Bülent Arınç, bu tartışmalara henüz bir açıklık getirmiş ya da görüşünü beyan etmiş değil.
Recep Tayyip Erdoğan ismiyle özdeşleşen, şahsi etkisiyle prim yapan AK Parti'nin yeni dönemi ve 2023'lü yıllara taşıyacak vizyonu belirlenmek isteniyor. Erdoğan bunu, halktan aldığı destekle, eski yol arkadaşlarının kişisel hesaplarını dikkate almayarak yeni ekiplerle, kendi hissiyatı ve stratejisiyle yapmak istiyor.
Bu sebeple Gül, net bir şekilde yeniden "Çankaya Köşkü'ne adayım" demiyor, AK Parti Genel Başkanı olarak da Erdoğan, Gül'ün partisiyle gelecekteki ilişkisine açıklık kazandırmıyor. AK Parti cephesinden yapılan kırıcı açıklamalar ise bu sıkıntıların derinleşmesine vesile olmuş. Ancak neticede iki eski arkadaşın bir araya gelip, ama bu defa ellerindeki kartlarla orta yolu bulacaklarına yönelik kanaatler daha ağırlık kazanıyor.

 

Aziz Yıldırım'ın süs havuzu modeli tutmadı

Avrupa'nın en fazla gelir oluşturan 7. futbol ekonomisi koltuğundaki Türk futbol pastasının yüzde 90'ını Süper Lig üretiyor. Ama Türk futboluna yön veren büyük kulüplerin başındaki kişilerin yetkinliği, bu büyük ekonomiyi yönetmede ciddi kuşkular içeriyor. Havuz gerilimi yapan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ı kendi kulübünün yetkili organlarının hem de resmi makamlar nezdinde yalanlaması işin ekonomik boyutuyla ilgili olarak alarm sinyalleri vermektedir.
Türk futbolunun yaklaşık 600 milyon Euro büyüklüğe eriştiği düşünülürse, sahada oyuncuların nasıl top koşturduklarından ziyade Aziz Yıldırım gibi kulüp yöneticilerinin hem kendi kazançlarını nerelerden ve nasıl sağladığı hem de kulübünün gelir-giderlerini nasıl yönettikleri daha keyfiyetlidir.
Havuz açıklaması sonrası atılan geri adımlardan Fenerbahçe yönetiminin ekonominin kurallarını, yatırımcıyı, halka açık olma gibi ayrıntıları takmadığı şeklinde yorumlamak mümkün. Asparagas beyanatlar sonrası kulübün ve yatırımcının zararı ne oldu? Henüz şike skandalının parasal etkisi konusunda net bir bilanço önümüzde yok, ama küçük rakamlar olsa bile bunların çıkarılmasında fayda var.
Aziz Yıldırım, kendi kulübündekileri idare edebilir, lakin yatırımcı ve ekonomideki parametreler adına yetkili makamların hesap sorması gerekir. Yıldırım açıklayacak, hava basacak, ardından birileri temizleyecek. Halka açık şirkette böyle şeyler olur mu?
Fenerbahçe Futbol AŞ, İMKB ve Kamuyu Aydınlatma Platformu'na, başkanları Yıldırım'ı tekzip eden açıklamayı neden gönderdi? Neden korktular? İktisadi, mali ve hukuksal sistemlere ayak uydurmaları gerekirken süs havuzu yaklaşımıyla futbolu dizayn etmeye çalışıyorlar...

Yukarı