TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Yabancı yatırımcı gelsin de ya biz...

Nedense hep yabancı yatırımcının gelmesini arzu ediyoruz, ama kendi şirketlerimizin dünyanın başka bölgelerinde bulunmasını, rol almasını konuşmuyoruz. Veya neden gidemediğimizi, şirketlerimizin dünya ölçeğinde neden küçük kaldığını değerlendirmiyoruz. Şu an itibarıyla ithalattan ciddi gol yiyen ve dışarıdan aldığını yine yurtdışına satıp tüccarlık yapan ihracat yaklaşımıyla fazla mesafe kat etmemiz mümkün değil.
Yabancı değerlendirme kuruluşlarının yükselttiği notumuz, yabancı yatırımcılar için önemli. Fakat öncelikle biz kendi varlıklarımızı değerlendirme yoluna gitmek zorundayız. Almanya, dünyanın en önemli makine üreticisi ve ihracatçısı, fakat Türkiye'deki makine imalatçı şirket sayısı Almanya'yı dörde katlıyor. Demek ki bir yerlerde hata yapıyoruz. Zayıf milli şirketlerimiz, yurtdışında rekabet etmek bir yana, bu gidişle içerdeki yabancı şirketler karşısında bile sıkıntı çekecektir.
Fitch'in "Yatırım yapılabilir ülke" olarak not verdiği Türkiye'ye farz edin ki "Yabancı yatırımcı akını oldu, bol para geldi" bu durumda ne yapmamız gerektiğini iyi düşünmemiz gerekir. Türkiye'de iş dünyası örgütlerinin aidat toplamadan öteye geçememesi, yarı resmi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) gibi çatı kuruluşların çoktan asli görevlerinden uzaklaşmaları gerçekten sıkıntılı bir durum. Enerji ihtiyacının çok azını BP, Shell gibi milli şirketleriyle enerji kaynağı dost ülkelerden bile temin edemeyen Türkiye ne derece ileri gidebilir?

 

Notumuz arttı ama değerimiz düşebilir

Bugünlerde büyük ihaleler için kredi bulunmasında sıkıntı yaşanıyor. Belki artan puanımızla birlikte yabancı yatırımcıların Türkiye'deki ihalelere ilgisi artar, dünya finans piyasalarından da kredi bulmakta önümüz açılır. Bu detaylar var. Peki, şeffaf yapıldığını sandığımız ihalelerin sonradan orasıyla, burasıyla oynanması, adamına göre kıyaklar yapılmasını yabancı yatırımcılara nasıl anlatacağız? Önce yabancı veya yerli müteşebbise ihaleyle imtiyaz hakkı verdiğimiz veya özelleştirmesini yaptığımız alanlarda sonradan başkalarına sağlanan kolaylıklarla mide bulandırıyorsak, bu durumu hangi not artışı düzeltebilir ki...
Fitch'i kısa süre sonra Moody's ve Standard and Poor's takip etse ve notumuzu istediğimiz düzeye çıkarsa her şey düzelecek mi sanıyoruz? Türkiye ev ödevlerini iyi yapmalı, kendi iş dünyasını derleyip, toparlayıp hiçbir şirketi kayırmadan içerde rekabetçi yapı oluşturmalı. Ayrıca milli şirketlerini de yurtdışında bir strateji çerçevesinde devlet desteğiyle dünyaya açabilmeli. Bu yaklaşımlar olmazsa notumuz artar, ama değerimiz azalır.

 

Milli ilaç sanayimiz neden yok?

Önceki gün Habertürk TV'ye konuk olan Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a ricam üzerine Zafer Arapkirli milli ilaç endüstrisinin neden yok olduğunu sordu. Sağlık Bakanı fevkalade işlere imza attı, takdir etmeliyiz ki en başarılı bakan. Ancak "Milli İlaç Endüstrisi" diye bir şey kalmadı. Ulusal şirketler, uluslararası şirket oldu. Evet, yerli şirket oldular, ama milli değiller. Lakin Sağlık Bakanı, "Böyle bir şey yok" diyerek kestirip attı. Dinlerken rahatsız oldum. Sağlık Bakanı, görünüşte kendi bakanlığıyla ilgili gibi olan, ama aslında başka bakanlıkları daha fazla ilgilendiren "Türk İlaç Endüstrisi"nin sıkıntılı durumunu geçiştirmemeliydi. Milli ilaç endüstrisinin gelişmesi için bir şeyler yapılması şart. Bu duruma da ilaç fiyatlarının indirilmesi esnasındaki kontrolsüz davranışlar sebep olmuştur. Yıllardır Türkiye'yi sömüren ilaç endüstrisine şamar atalım derken, en fazla tokadı bizimkilerine atmış olduk. İlaç fiyatlarını kesinlikle haklı bir şekilde indirirken, gerekli olan dönüşümü yapamadık.
Şimdi kredi derecelendirme kuruluşlarının artırdığı notlarla avunup, "Yabancı yatırımcı ve döviz gelecek" diye sadece sevinirsek, diğer sektörlerde de sağlık gibi sadece pazar konuma geliriz. Belki kısa vadede ucuza alırız, ama uzun vadede hep müşteri kalırız...

Yukarı