TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Otomobiller insan gıdası tüketirse ne olur?

Tartışma yeni değil. Uzun süredir gündemden düşmüş de değil. İlgili ilgisiz herkes ve her kesim de kendine uygun noktadan olaya dahil olabilir. Mevzu şu: "Gıda maddeleri yakıt olmalı mı? Sanayide kullanılırsa ne olur?"
Konunun detaylarına vakıf olmayan ve sosyal açıdan baktığını zannedenler direkt olarak, "Dünyada şu kadar insan açken..." diye söze giriyor. Eğer bakan, genel müdür gibi etkili ve yetkili zevat arasındaysanız ve sorumluluk alanınız gıda ve tarımsa bu defa da Türkiye'nin yağ ihtiyacına, üretimine ve ithalatına bakıp, değişik şeyler söyleyebilirsiniz.
Tersi de söz konusu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, bürokratı veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) mensubuysanız, Türkiye'nin enerji açığına dikkat etmesi gereken makamlardaysanız, bu defa yurtdışına enerji için daha az para çıkarmanın yollarını arar, içeride neleri değerlendirmeniz gerektiğine daha dikkat kesilirsiniz. Görünen o ki Türkiye bu işin orta yolunu bulmuş değil.
Uzun denecek bir süredir bu konuyu yakından takip ediyorum. Hatta yaklaşık 5 yıl önce Brezilya'da dünyanın üç numaralı uçak üreticisi Embraer'in tesislerini gezerken bitkilerden elde edilen yakıtlar hakkında aldığım brifing neticesi şaşkına dönmüştüm. Tartışma bitmiş, iş verimliliğe, fiyat-performans ilişkilerinin üst noktasına gelmiş.
Bizde ise EPDK'nın yerli biyoyakıtların üretiminin teşviki için akaryakıta tarımsal ürün katkısı konusunda yaptığı düzenleme, halen daha ilgili bakanlar arasında fikir birliği sağlamış değil. Kullanılmış atık yağlarda olduğu gibi. Denize, çöpe atınca ses çıkaran olmaz. Ekonomiye kazandırıp, çevre kirliliğini önlemeye kalkınca kıyameti koparan çok olduğu gibi bir türlü engeller de aşılamaz.
Nitekim Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker de şöyle buyurmuş: "Gıda maddeleri yakıt olmasın." Bitti. Politik bir cevap bile değil. "Şahsi görüşüm böyle..." diyerek başından negatif bakışını, yaklaşımını ortaya koymuş.
Bakan Eker, Türkiye'nin mısır ve çeltikten biyoetanol elde ettiğini, yağlı tohumlardan da biyodizel elde edildiğini vurgulayarak, diğer yağlı tohum bitkilerini saymadan kendi yaklaşımını ortaya koymuş, ama hadise bu kadar kestirme yoldan kapatılacak gibi değil. Çünkü halen daha Türkiye'nin ekilemeyen ve sulu tarıma uygun olmayan bolca arazisi, buralarda yetişebilen tohumlu bitkileri ve bu coğrafyalarda çokça işsizi var. Yani istenirse bu araziler değerlendirilir. Bu araziler sayesinde insanımız daha iyi beslenecek iş imkânlarına kavuşur.
Brezilya, dünyadaki en büyük etanol yakıtı üreticisi ve aynı zaman tüketicisi konumunda. 1980'lerden bu yana, şekerkamışına dayalı çok yaygın bir etanol yakıtı endüstrisi geliştirdi, geliştirmeye de devam ediyor. Öte yandan Petrobras gibi derin sularda petrol arama konusunda da dünyanın en önemli şirketine sahip. Biz henüz "ayranı yok içmeye" mesafesindeyiz.
Mesela Bakan Eker'in uç denebilecek, görüşlerini haklı çıkarmaya yönelik bitkilere değil olumsuz iklim şartlarına karşı daha dayanıklı olan 'ASPİR'e ve benzeri bitkilere bir bakalım. Bu alanda neler yapılmış? Ekilemeyen arazilerin ne kadarının değerlendirilmesi için çaba sarf edilmiş?
Türkiye'nin tarım konusunda neden hak ettiği yerde olmadığını Türkiye Aspir Derneği Başkanı Prof. Dr. Fikret Akınerdem'e sordum. Aldığım cevaplar en azından benim gibi düşünenlerin önemli oranda olduğunu gösteriyor. Keşke devlet ricali arasında da bir fikir birlikteliği olabilse.
Bitkisel üretim konusunda çeşitli kuruluşlarda çalışmaları olan Prof. Dr Akınerdem, "Bu ülke 200 milyonu besler, bizde önemli oranda yağ bitkileri yetişiyor ve bunlardan 2 milyon ton yağ üretme kapasitemiz var" diyor. Neden üretmiyoruz, sorumun cevabı da şöyle: "Tarımı doğru yorumlamıyoruz. Tek taraflı bakıyoruz. Çarpan etkisini dikkate almıyoruz."
Sadece nadasa bırakılan alanlara aspir ekilmesiyle 2023 hedefi olan 1 milyon ton üretime ulaşılabileceğini iddia ediyor. Ayrıca kurak ve yarı kurak alanlarda daha çok aspir üretilmesi gerektiğini de özellikle vurguluyor.
Sayın Eker'in dikkatine...

Yukarı