TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Turkcell'e müdahalede geç bile kalındı...

Kamu sonunda kendi malı olan (yaklaşık 10 yıl sonra 2023'te lisans süresi dolacak) Turkcell'e müdahale için harekete geçme sinyali verdi. Ancak konunun iki ayrı cephesi var. Birisi Türkiye diğeri ise Turkcell'in bir Türk şirketi olarak yurtiçindeki ve özellikle yurtdışındaki iştiraki olan şirketler. Bugün karmaşık hale gelen Turkcell'deki ortaklık yapısı içinde en önemli aset (kıymet) Türkiye'deki faaliyetleri. Dolayısıyla kamunun birçok yönüyle bu işe yeterince duyarsız kaldığını söylemek mümkün.
Geçen hafta Sermaye Piyasası Kurulu'nda (SPK) operasyonuyla ortaya çıkan Turkcell'de yabancı müdahalesi gerçeklerinden sonra Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer'in de teyakkuza geçmesi ne anlama geliyor?
BTK'nın bu sürece neden geç müdahale ettiğini de merak etmiyor değilim, ancak SPK'nın tepki vermede daha ön planda olması galiba gecikmenin ana nedenlerinden birisi.
Netice itibarıyla Turkcell'in Rus ortağı Alfa'ya Acarer'den uyarı gittiği zaman dilimi ortaklık tartışmasına İngiliz tahkim mahkemesinin nokta koymak üzere olduğu kritik an. Şirketin asıl sahibi kamunun, Turkcell gibi bir varlığının eriyip gitmesine, değer kaybetmemesine göz yummaması gerekir.
Çünkü Turkcell bulunduğu 9 ülkenin Türkiye dahil beşinde pazar lideri. Ayrıca bölgemizde Türkiye'nin iletişim elçisi pozisyonundaki markası. Daha çok ortaklarının problemine dikkat kesiliyoruz, ancak halka açık bir şirket.
BTK Başkanı Acarer, sürecin lisans iptaline kadar gidebileceği uyarısında son derece haklı. Zira ortakların çeşitli ülkelerdeki faaliyetleriyle Turkcell'in yurtdışındaki iştirakleri de zaman zaman karşı karşıya geliyor, durum Turkiye'nin aleyhine işliyordu. Dolayısıyla ortaklık yapısı ve imtiyaz sözleşmesindeki değişiklik BTK'nın onayına tabi olduğuna göre çeşitli makamlardaki yetkililerin, 10 yıl sonra kamuya devredilecek kamu malına sahip çıkmaları görevleri icabı.
Bakalım Rus Altimo, İsveçli TeliaSonera ve İngiliz mahkemesi üçgeninde bu tartışmalar nasıl bir boyut kazanacak?


Savaş uçağından daha önemli...

İhracatın her tarafıyla ilgiliyiz, fakat mevzu savunma ve havacılık şirketleri olunca daha fazla dikkat çekiyor. Mesela 2012 yılındaki ihracat, 2011'e göre yüzde 43 artarak 1 milyar 262 milyon dolar olmuş. Artış için iyi haber denebilir, fakat sevindirici kelimesi ise asla kullanılmamalı... Çünkü ne sattığımız kadar, neye mal ederek sattığımızın detaylarını henüz bilmiyoruz. Özellikle ithalat karşılaştırılması olmadan yapılan haberler, ne kadar yol almamız gerektiği konusunda da aydınlatıcı fikir vermiyor.
Şüphesiz son yıllarda savunma sektörünün atılımları kayda değer. Yeni kurulan Savunma ve Havacılık Sanayi İhracatçıları Birliği'ne göre, geçen yıl yapılan ihracatta en büyük pay uçak ve helikopter parçaları, turbo jetler ile tank ve zırhlı savaş araçlarına aitmiş. Tabloyu ters çevirin. Bu ihracatların detayına bakın.
Mesela ofsetleri ya da ithal ettiğiniz ürünler karşısında yaptığınız pazarlıkları, Türkiye'de üretim anlaşma şartlarını koyun. Ne kadar ekside olduğumuzla yola çıkın. Ancak bu şekilde bir tablo ortaya çıkabilir. Çünkü milyar dolarlık silah, savaş ve yolcu uçakları alırken karşılığında yaptığımız ihracat, ancak zarardan düşülebilir.
En fazla savunma sanayi ürününü, askeri filomuzun neredeyse tamamını tedarik ettiğimiz Amerika'ya satıyormuşuz. Gerisini siz yorumlayın.
Aynı Amerika'dan lazım olan insansız hava aracı Predator almaya kalktığınızda ise para değil başka şeyler devreye giriyor. F-35 savaş uçaklarında ise başka hususlar. Hâlbuki Türkiye, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi (TAI) kanalıyla önemli bir eşiği geçti. İnsansız hava aracında ciddi bir başarı yakaladı. Dünyada askeri ve sivil hava araçlarında da bu sistemler konuşuluyor. Savaş uçağı yapalım, ama elimizde geliştirdiğimiz ANKA gibi bir değer var ve sadece birkaç ülke bu imkâna sahipken savaş uçağı da olabilen daha gelişmiş modellerini üretip Türkiye'ye farklı bir pencere açabiliriz...
Hayallerimiz kadar gerçeklerimize de lütfen önem verelim.

Yukarı