TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Elektrik çarpmış gibi bir dönüş!

Bir yılda bu kadar değişim olabileceğini tahmin edemezdim. Hızla büyüyen ve büyümesi gereken Türkiye'de özellikle en fazla ihtiyaç duyulan elektrik üretiminin artırılması için bir vizyon ve projeksiyon sorunu varmış gibi bir algının oluşması iyi değil. 2023'de 500 milyar dolarlık ihracat hedefleniyorsa, hesap ortada. Enerji tarafında sağlıklı adımlar atılmalıdır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın yerli kömüre yönelik küçük bir hareketi 10 yıldır yerin altında yatan yerli kaynaklara olan ilgiyi artırdı. Ancak bu aşamadan sonra yerli kaynakları değerlendirecek modeller üzerinde kafa yorulması daha elzem.
Yaklaşık bir yıl önce, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş'a "Enerji yatırımlarıyla ilgili açıklanan takvim ile verilen lisanslar arasında neden bir paralellik yok?" diye sordum, cevap gelmedi. Çünkü Türkiye'nin kurulu elektrik gücünden daha fazla bir talep doğalgaz santralları için gelmiş, EPDK da lisansları doğalgaz tedarikine bakmadan vermişti.
Enerjide 2023 hedefinin tutturulabilmesi için yerli kaynakların rezerv durumu ve yatırımcının kredibilitesi ölçeğinde bir plan zarureti söz konusu. Aksi halde her sene değişen elektrik yatırımlarını tartışmaya devam ederiz. Bir yıl önce 2023'te doğalgazdan üretilen elektriğin payının yüzde 30'un altına indirileceğine dair şüpheler oluştuğuna dikkat çekmiştim. Şimdi ise tersi bir durum söz konusu. Normal mi?
Doğalgazdan kömür santrallarına dönüşte, doğalgazlı santralların teşvik kapsamından çıkarılmasının şüphesiz ciddi etkisi var. Burada da yerli ve ithal kömür yatırımlarına katma değer ölçeğinde özel hassasiyetler geliştirilmesi gerekiyor. Hatta yerli kömürün hangi modellerle, nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda da bir beyin fırtınasına ihtiyaç var.
EPDK, elektrik üretiminde satın alma garantisi vermeyerek riski kamu kurumlarından başka taraflara atıyor, ancak bu risk Türkiye'nin riski ve iyi yönetilmesi gerekiyor. Doğalgaz tarafındaki etkileşimlere, düşüşlere ve iptallere de kaybedilen zaman, enerji, maliyet ve heba olan yatırım diye bakmak gerekir. Riskten kaçınılarak sorunlar bitmediğine göre risklerin akılcıl yönetimi şart...


Google'ını yiyecekler!

Google gibi küresel dev şirketlerin, dünya genelinde internetten elde ettiği gelirler, haklı olarak çeşitli ülkeleri rahatsız ediyor. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de başını çekenler arasında. Türkiye ise henüz izleme makamında. Anlaşılan, AB müktesebatı çerçevesinde değişimleri bekliyoruz.
Mesela, bu yazımı Google üzerinden arayıp okuduğunuzda, kazanan kim oluyor? Tabii ki Google. Kaybeden ise bu yazılara emek sarf edenleri her türlü donanımla çatısı altında tutan değişik ülkelerdeki çeşitli şirketler ve Google gibilerine ücretsiz altyapı hizmeti veren devletler.
Örneğin, Habertürk'te çıkan haberler, yazılar, fotoğraflar, yazarların yorumları, televizyonlardaki ilginç programlar, tartışmalar buralarda paylaşıldığında, bu işin maddi ve manevi sorumluluğunu üstlenen bizim kurumlar 'Oduncunun ıhhh diyicisi' durumunda oluyor. Google her 'tık'lama da para keserken, işin asıl sahiplerine, o gelirin oluşmasına katkı sağlayan devletlere ve şirketlerine bir katkı sunulmuyor.
Anlayacağınız korsan film, kitap satın almakla eşdeğer bir durum. Başkalarının ürettiği içerik üzerinden hem para kazanıyorlar, hem de vergisini ve telif haklarını vermeyi kabul etmiyorlar.
AB ülkeleri, kendi medya şirketlerinin içeriklerini kullanarak gelir elde eden Google aleyhine davalar açtılar ve hızla neticeye gidiyorlar. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın hassasiyetle üzerinde durduğu bir husus olduğundan Türkiye'nin de bu konuda nasıl adım atacağını merak ediyorum?
Öte yandan bu alanda yapılacak yasal düzenlemeleri özgürlüklerin kısıtlaması olarak görenler de var. Zaten Google'da bu tarz girişimleri eğer yerseniz 'haber alma özgürlüğü' olarak sahneye sürüyor. Fakat görünen o ki, bu defa Avrupalılar bunların Google'ını yiyecek...

Yukarı