TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Savunma sanayiinde nereden nereye...

İstanbul'da Türkiye açısından fuarların en önemlisi, hatta hem bizim hem de dostlarımız açısından en stratejik olanı yapılıyor.
Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı-IDEF, ilk önce Ankara'da 1993 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) girişimleriyle başladı. iki yılda bir gelenek haline dönüşen IDEF, tam 20 yıl sonra Beylikdüzü TÜYAP Fuar Merkezi'nde 11 'incisinin kapısını açtı, ama öyle böyle değil. 20 yıl önce bu fuarı yaparken Türkiye'de savunma sanayiinde faaliyet gösteren şirket sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Ürettiğimiz yerli savunma sanayii ürünü neredeyse yoktu. Şimdi hem paramız var, hem de teknolojimiz. Bu sebeple son fuara tam 242 yerli, 543 de yabancı şirket katıldı.
Milli savunma sanayiinde Atatürk'ten sonra ikinci hamleyi ayrı bir Savunma Sanayii Müsteşarlığı kurarak, işin sanayi boyutuna kamuda adres belirleyerek ciddi bir dokunuş yapan, bugünkü TUSAŞ yatırımlarını Türkiye'ye kazandıran rahmetli Turgut Özal, üçüncüsünü ise Recep Tayyip Erdoğan yaptı. Ancak bugünün bakanları ve bürokratları, neredeyse Başbakan Erdoğan'ın açtığı yolda yürümekte bile zorlanıyor. Evet savunma sanayiimiz geliştiyse, bunda savunma harcamalarının artmasının ve ülke ekonomisinin büyümesinin ciddi payı var.
Bu açıdan bakıldığında IDEF'te kaydettiğimiz gelişmeyi ve eksikliklerimizi görmek de mümkün. Ankara'da bazı IDEF fuarlarına katıldığımda biliyorum ki, sonuncusuyla ciddi mesafe kat etmişiz. TUSAŞ ya da TAI, bütün aşamaları geçmiş, kabulünü bekleyen hazır 6 adet ATAK helikopteriyle, eğitim uçağı Hürkuş'un haziranda yapacağı ilk uçuşuyla, seri üretim için işaret bekleyen insansız hava aracı Anka'nın geleceğe yeni modellerle göz kırpan dinamikliğiyle artık birer ürün olarak fuarda. Bir de uydu, Göktürk uydusu ve bu konuda yapılan çalışmalar var tabii.
Aselsan, çok geniş yelpazede, Türk mühendislerinin zekâ ürünü elektroniğin her çeşit eserleriyle savunma sanayiimizin ihtiyaçlarını karşıladığını göğsünü gere gere dünyaya gösteriyor. Milli savunma sanayiinin her yerinde bir Aselsan mührü görmek mümkün, yetmez Kazakistan ve Ürdün'de kurduğu fabrikalarla ismini duyurmaya hazırlanıyor. ATAK helikopterinde ise Aselsan, kendi üzerine düşen görevleri dünyanın en moderni şeklinde tarif edecek düzeyde yerine getirmiş.
Türkiye'nin ilk yazılım ihracatını Pakistan'a yapan Havelsan, bu alandaki başarısını Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlı tutmuyor, ürünün üçte birini ihraç eden konuma gelmiş durumda. Milgem yazılımının yüzde yüz milli olması Havelsan üretiminden geliyor.


Savunmada her şey yolunda değil!

Yerli veya milli sanayi denince işe dahil olan bakanlıklar, Milli Savunm Bakanlığı hatta onun altında bir de Savunma Sanayii Müsteşarlığı gibi epeyce etken kurum var. Ama bakıyorsun bu makamlar hedeflere ulaşmak için üzerine düşen görevi yapmak yerine belli kabiliyetler kazanmış kurumlara uygun işler vermek bir yana, işleri adamına göre, sınıfına göre, işi aza/çoğa göre tasnife, trafik memurluğuna soyunmuş. Bu kafa yapısıyla sağlıklı bir neticeye varmamız mümkün mü?
Türk Hava Yolları (THY) uçak yapmaya soyunsa ne dersiniz? Veya Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Türksat Uydu Haberleşme ve Kablo TV İşletme AŞ kalkıp, "Uydu yaparım, yaptığımı da işletirim, hatta Japonya'ya uydu yapma eğitimi almak için adam da gönderirim" politikası güderse ne düşünürsünüz? Evet bugün Türkiye'nin ulaştığı maddi refah sebebiyle bakanlar, bürokratlar keyiflerine göre yöntem belirliyor. Akıl koymak yerine, para koymayı tercih ediyorlar. Durum böyle olunca savunma sanayii de yeterince mesafe kat edemiyor.
Türksat, uydu işletmekle birlikte bu işin teknolojisine de iştah kabartacaksa TAI ve Aselsan gibi kuruluşlar ne diye orada duracak? Demek ki, savunma sanayiinde, uzay çalışmalarında beyin cimnastiğini yeterince yapmıyor, el yordamıyla, rahmetli Turgut Özal oluşturduğu sistemlerle, Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'ye kazandırdığı maddi imkânlarla yol almayı tercih ediyoruz. Kafa yormuyoruz.

Yukarı