TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Gezi'de ne oldu ki!..

MONACO - Türkiye ve özellikle İstanbul'da Gezi Parkı'nda olanlara yurtdışından bakınca fotoğraf sanıldığı kadar net görünmüyor. "Gezi Parkı'nda ne oldu?" şeklinde bizden meraklarını gidermek isteyen yabancılara da durumu anlatmakta zorlanıyoruz. Çünkü konu ağaç kesilmesiyle başlayıp bambaşka bir tepki seline dönüşünce farklı argümanlarla anlatmak gerekiyor. Ülkenin muhalefet sorunu, partiler yasası, eksik demokrasi, iktidarın tutumu ve halkın taleplerinin belli konularda hiç dikkate alınmaması, Ergenekon davası gibi bir sürü detay...
Hayatında ilk defa İstanbul'a gelme planı yapan yabancılar öncelikle rezervasyon iptalini düşünürken, Türkiye'yi yakından bilenler daha farklı düşünüyor. "İstanbul'a değil, ama başka şehirlere gidilebilir" düşüncesindeler. Ancak dışarıdan görünen en net fotoğraf, son olayların ülkemizin imajına ciddi şekilde darbe vurduğu ve vurmaya da devam ettiği yönünde...
Türkiye'nin önde gelen seyahat acenteleriyle turizm ağırlıklı bir program sebebiyle Monaco'dayım. Turizmciler, bu senenin bu olaylardan etkileneceği hususunda endişeliler. Acilen ortamın sakinleşmesi, teskin edilmesi gerekiyor. Aksi halde gelişmeleri başarılı bir şekilde ve ders alarak atlatamazsak, ülkenin geleceğin toptan etkileyecek ekonomik sıkıntılar içine de gireceğimiz unutulmasın. O kadar büyük projeler var ki, adeta pamuk ipliğine bağlı şekilde yürüyor ve tamamıyla istikrarlı bir iktidarın olması halinde başarılı olacak şekilde yapılandırılmış durumdalar.
İstanbul'daki devasa projeler, bitirilmesi için milyar dolarlık kredi anlaşmasına imza koyulan işler, sadece ve sadece istikrarlı bir iktidarın geleceğine güvenilerek ve onun tazyikiyle kredilendirildi. Hatta çoğu büyük projeye, yabancı bankaların prosedürlerine uygun olmadığı için finans verilmezken, yerli bankalar ikna edilerek ve risk altına sokularak kredi teminine gidildi. İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali'nin 3. köprüyü örnek vererek ileri sürdüğü çevre meseleleri de kredilendirmede sanıldığı kadar etkili değil. Daha önemli başka argümanların olduğunu da biliyorum, ama bankaların genel müdürleri bu detayları sadece çevre üzerinden görmeyi tercih ediyor.
Evet "Gezi" olaylarından çıkarılacak o kadar ders var ki! Yüzde 50 çoğunluk-azınlık tartışması yersiz. Bunun yerine yüzde 1 olan azınlıkların meselelerini, sorunlarını tartışacak düzeye gelmemiz lazım.
Eylemler başladığı günlerde, yurtdışından park ve bahçe örnekleri verenler oldu. Bazıları da New York'taki Central Park'tan dem vurdu. O günlerde Central Park'taydım. Bir günümüzü bu parka ayırdık. Her defasında keyifle gezdiğim bu parkın benzerinden neden İstanbul'da yok? Atatürk Havalimanı eğer kapatılırsa yerine buna benzer park yapılabilir mi? Florya Sahili'nin betona teslim edildiği bugünlerde, bu sorulara makul bir cevap geleceğini aklımın ucundan bile geçiremedim. Neden mi?
Çünkü Central Park'a Times Square Meydanı'ndan inip, güneyden en uç noktasına, kuzeye ulaşıncaya kadar saatler harcadım. Dolaştıkça Türkiye'de böyle bir şeyin hayal bile edilemeyeceği kanaati hasıl oldu. Manhattan'ın dünyanın en değerli noktasındaki Central Park'taki çöp alanlarının bile Gezi Parkı'ndan büyük olduğunu söylersem, ne demek istediğimi anlarsınız. Bir günde bu parkın çekimlerini bile bitiremediğimize göre gerisini hesap edin.
Özetle Türkiye'nin sorunlarını kendi ölçeğinde düşünüp çözmek durumundayız. Demokrasisini, insan haklarını, hasılı insani sorunlarını henüz çözememiş bir ülkenin, yeşile, hayvana, doğaya bakışıyla bu meseleleri halletmişlerin yaklaşımları aynı olamaz.
New York'un havası bizi bozar, biz kendi havamıza bakalım. Ne diyordu Başbakan Erdoğan, "Tencere tava, hep aynı hava"... Siyasi tıkanmışlık havası, bireysel özgürlük sıkıntısı... Ağaç için, yeşil için, park için yapılan eylemleri bile vatandaşıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle rayından çıkarıp başka yerlere götürmediğimiz zaman, Türkiye meselelerini çözecek konuma gelebilir.

Yukarı