TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

O kadar ahkâm kesilen GDO'lu pirinçler ne oldu?

Kimse unuttuğumu sanmasın. Sadece bu köşede, onca eleştiriyi göğüsleyerek, Mersin'de gündeme gelen, iki ayrı bakanın da farklı açıklamalar yaparak süreci iyice kötüleştirdikleri GDO'lu pirinç haberlerine farklı tepki koymuş, bunun "bir ticari oyun" olduğunu burada yazmıştım. Şimdi o dönemde, ileri-geri konuşan, atıp-tutan, araştırmadan yazı yazan, haber yapanlar, yaptığınız basitliklerin aslında gıda üzerinde oyun oynamak isteyen, rakibini ahlak dışı tezgâhlarla ekarteye çalışana destek anlamına geldiğinin farkında mısınız? Eğer gerçekten bir şeyler yapmak istiyorsanız, bugün sağlıklı bir kafayla araştırın bakalım, dahil olduğunuz "GDO'lu pirinç oyunu" nasıl oynanmış...
Aslında o dönemde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, devreye erken girdi; yerinde ve doğru açıklamalarla kamuoyunu aydınlattı. Fakat Bakan Hayati Yazıcının Gümrük Muhafaza kaynaklı ters yönde ifadeleriyle, farklı açıklamalarda bulunması kamuoyunun kafasını karıştırdı. Başbakan Erdoğan, olaya müdahale etmeseydi, belki de bugün halen daha GDO'lu pirinç tartışması yapmaya devam edecektik.
Hadisenin medyaya yansıtıldığı günlerde, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, 21 ton pirince el konulduğunu, tahlillerinin yapıldığını, GDO'nun bizatihi ürünün içinde olup olmadığının araştırıldığını açıklamış, daha önce de bin 500 ton ürüne el konulduğunu hatırlatmıştı. Hatta Bakan Yazıcı, tahkikatın büyük bir titizlikle sürdüğünü, sonuçlanması halinde kamuoyuyla paylaşılacağını söylemişti.
Aylar geçtiğine göre herhalde epeyce mesafe kat edilmiştir. Zira bu konuyla ilgili tutuklu kimse kalmadı, üniversite tahlil raporlarında nasıl yanlış yapıldığı açıklandı. Şimdi sıra sizde Sayın Yazıcı. Buyurun, kamuoyunu aydınlatın. Bu süreci, kimlerin ayak oyunlarıyla ve yanıltıcı şikayetleriyle yaşadık? Kamuoyu bununla niçin meşgul edildi? Bu ticari oyunu kim oynadı? Kazananı ve kaybedeni kimler oldu? Kime ne müeyyide uygulandı?


Boş alanda iş yapmak kolay!

Boş arazilere havalimanı projesi geliştirmek, ortada mimari proje olmadan ihaleye çıkmak kolaydır. Önemli olan hizmetteki bir meydanın, mesela Türk Hava Yolları'nın ana merkezi (HUB) Atatürk Havalimanı'nın 5 yıl önceden, bugünkü durumunu görüp hazırlık yapmaktır. İşletmecilik, iyi yönetim, basiretli tüccar anlayışı veya süslü ifadeyle vizyonerlik budur. Maalesef bazı ulaştırma yatırımlarında işin bu tarafı ciddi sorunlu.
Örnek mi? İstanbul'a 3. köprü ihalesi yapıldı. Önce inşaatı başladı, sonra temel atma töreniyle ismi de konuldu. Peki bir yıl geriye, bugünlere gidelim, görevde olan bir köprüye gidelim. İstanbul, 2012 yazında neler yaşıyordu? Güzel gelişmeleri gölgeleyen, hatta rezalet denecek bir trafik sorunu, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünde yapılan ve belirlenen tarihte tamamlanamayan bakım çalışmaları büyük bir trafik çilesi yaşanmasına neden olmuştu. Karayolları Genel Müdürü Cahit Turhan ne demişti? "Tatilini İstanbul dışında geçirme imkânı olanlar, İstanbul dışına çıkarsa İstanbullular da biz de memnun oluruz." Biz ne diyorduk; "Boş tarlaya pist yapmak kolaydır." Henüz trafiği olmayan Boğaz'ın iki yakasına köprü yapmak gibi. Umarım diğer köprünün bu sene yapılacak bakımında, benzer problemler yaşanmaz.
Öte yandan biz, işlerin daha iyiye gitmesi, sağlıklı yönetilmesi için yorum yaparken, anamuhalefet partisi CHP, "muhalefet olsun" diye İstanbul'a yapılacak yeni havalimanını mahkemeye taşıyormuş. Ne yeni havalimanını, ne havacılığın geldiği noktayı, ne ihtiyaçları, ne de bizim yazdıklarımızı ve getirdiğimiz eleştirileri anlıyor bu CHP'liler... Anlamaya zaman da ayırmıyor, derslerine de çalışmıyorlar. Çünkü konunun başını kaçıralı çok oldu. MHP ise çantasını kaybetmiş öğrenci pozisyonunda ve dersle ilgisi kalmamış gibi...
Ben muhalefete CHP ve MHP'ye bir tüyo vereyim bari. Zamanları varsa buyurup araştırsınlar; Türkiye'nin ekonomisine "faiz lobisi" mi yoksa "ithalat lobisi" mi daha çok zarar veriyor?

Yukarı