TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Yurtdışında nasıl iş yapıyoruz?

Türk şirketlerinin dünyaya açılması, değişik coğrafyalarda mühendis, mimar, tasarımcı, işveren, ortak işlere imza atan kurumları olması ülkemizin geleceği açısından tartışılmaz derecede önemlidir. Ancak bu keyfiyeti sağlayabilmek için devlet kurumlarına, TOBB gibi iş dünyasının yarı resmi sivil toplum kuruluşlarına, Dışişleri Bakanlığının yurtdışındaki uzantıları büyükelçilik ve konsolosluklara ciddi görevler düştüğü kanaatindeyim.
Bu görevin iki açıdan önemi var; Birincisi, başarılı, çalışkan, doğru parametrelerle hareket eden firmalarımız ihtiyaç duyduklarında arkalarında olacak bir güç görebilmeliler. İkincisi, yurtdışında iş yapmak amacıyla açılıp, hem ülkenin imajına zarar veren, hem de iş yaptığı ülkelerdeki başarılı Türk firmalarına yük olan, hatalarıyla onların prestijini sarsanlar, kötü emelli, başarısızlar için de bir tedbir gerekiyor. Ne demek istediğimi Türkmenistan'dan bir örnekle izah etmeye çalışayım.
Malum olduğu üzere Türkmenistan, Türk işadamlarına en fazla iş veren, kapılarını açan kardeş bir ülke. Bu ata yurdunda büyüyüp, gelişen markalaşan şirketlerimiz olduğu gibi buradaki fırsatları iyi değenlendiremeyip, mevzuyu başka noktalara çekenler de var. Bunlardan birisi de Kılıç İnşaat Ticaret İhracat Sanayi ve Ticaret AŞ. 2009 yılında Türkmenistan Hükümeti tarafından açılan bir ihaleyi kazanarak hipodrom inşaatına başlayan bu şirketimiz, yatırım fonlarının yetersizliği nedeniyle projeyi tamamlayamamış ve ihale şartnamesine uygun davranmadığı için proje yarım kalmış ve ardından davaların devreye girdiği bir süreç başlamış.
Kılıç İnşaat, 15 Aralık 2009'da 'Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü için Uluslararası Merkez'e (ICSID) başvurmuş. Ekonomik kaybının ödenmesini talep ederek, Türkmenistan aleyhine 275 milyon dolarlık dava açmış. Kılıç İnşaat'ı mahkemede 'Wolterra Fietta' hukuk bürosu, Türkmen tarafını ise 'Curtis, Mallet-Prevost, Colt & Mosle LLP' isimli Amerikan hukuk şirketi savunmuş.
Yaklaşık bir ay önce 2 Temmuz 201 3'te dava neticelendi. Mahkeme, 'Kılıç İnşaat'ın davasını tamamen reddederek, dava sürecinin devamındaki tüm maliyetleri (bir milyon dolardan fazla) Türkmenistan'a ödemesine ve mahkemenin masraflarının yüzde 75'ini karşılamasına karar vermiş.
Bir Türk şirketinin Türkmenistan'da yaşadığı bu serüven, bu ülkedeki diğer Türk şirketleri için de bir girdap oluşturmuş. İş yapmaları daha kontrollü hale gelmiş. Peki bir şirketin hesap, kitap hatası, yatırım enstrümanlarının yetersizliği sebebiyle tüm Türk şirketlerinin itibarının zedelenmesinin, Türkiye'ye bakışın negatifleşmesinin önüne geçilemez miydi?


Kabe'nin revakları...

Ramazan ayı içinde hoş bir tevafukla TAV'ın hem işlettiği hem de yeni modern terminalinin 1.2 milyar dolarlık yapım işini üstlendiği Medine'de Prens Muhammed Havalimanı'nı gezdim. Suudi Arabistan'a kadar gitmişken şüphesiz Kâbe-i Şerifi de ziyaret ettim. İslam âleminin iki önemli şehrinde iki Türk şirketi harıl harıl çalışıyor. Birisi Medine'de modern bir havalimanı inşa ederken, diğeri Kâbe'de Osmanlı revaklarını özenle söküp, tarihimize sahip çıkmaya çalışıyor. Üzücü, ama Mescid-i Haram'ın genişletilmesi çerçevesinde Suudi yönetiminin almış olduğu karara karşı yapacak bir şey de yok.
Kabe'deki Osmanlı revaklarının önemli bir kısmının özenle söküldüğünü ben de gördüm. Ancak asıl önemli olan bir daha ki ziyaretimizde o revakları genişlemiş Kabe'nin etrafında görüp-görmeyeceğimizdir. Revakların, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın devreye girmesi ve yine Kral Abdullah'ın emriyle, söküldükten sonra aslına uygun olarak restore edilip tekrar konulmasına karar verildiği yazılıp, çizildi. Kabe'yi Genişletme Projesi'ni üstlenen Bin Ladin Grubu, revakların sökülerek, korunması işini tarihi eser restorasyonu alanında uzman Türk şirketi Gürsoy Grup'a vermiş. Daha önce Kâbe'de kalacağı söylenen revakların bugünlerde Türkiye getirilmesi gibi rivayetler dillerde dolaşıyor. Türkiye'de nasıl değerlendirileceğine kafa yorulsa iyi olacak...

Yukarı