TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Taqa ve Ortadoğu siyasetimiz

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğer Körfez ülkeleriyle, Ortadoğu'ya yönelik politikalarımızın örtüştüğü günlerde, yatırım ve işbirliği haberleri sıkça gündeme geliyordu. Haberini ilk benim duyurduğum Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldızın Abu Dabili Taqa ile geliştirdiği enerji işbirliği modeli de bu şekilde doğmuştu. Son günlerde Mısır ve Suriye'ye yönelik Türkiye'nin takip ettiği siyaset ve sesini yükseltmesi, Arap âleminde yankı bulmakla kalmadı, açık edilmezse bile AK Parti Hükümeti'nin izlediği politikaya tepki olarak yorumlanacak adım atılmaya başlandı. Taqa'nın iptal kararına bu gözle bakmak gerekir.
Ayrıca Ortadoğu'dan sonra sırada Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı gibi meseleler de var. Petrol ve doğalgaz kaynaklarının keşfedilmesi yeni Basra Körfezi olma yolunda ilerleyen Doğu Akdeniz'de atmosferi iyice ısındıracak görünüyor. İsrail-Amerika-Kıbrıs Rum Kesimi'nin Akdeniz'deki ittifakı eksenine paralel İran-Suriye-Lübnan yapılanması ve diğer Arap ülkelerinin de bu denkleme nasıl eklemleneceği önemli. iyi takip edilmesi şart.
Bu takip Başbakan Erdoğan'ın saha tecrübesi olan danışmanları kanalıyla yapılarak, 'Değerli Birlikteliklere' dönüştürmeye matuf olmalıdır. Hasılı 'Değerli Yalnızlık' durumundan Doğu Akdeniz'de enerji kavgaları çıkmadan kurtulmamız gerekiyor. Zira şu anki pozisyonda, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'de ortak hareket edeceğimiz bir ülke yok. Ayrıca stratejilerimiz, gözden geçirilmeyi ve uzun vadeli projeksiyonlar kazandırılmayı bekliyor. Mısır'a yönelik söylemlerimiz nedeniyle Arap diktatörlerle bozulan ilişkilerin de bir şekilde toparlanması şart. Zira Arap diktatörlerin desteklediği Mısır'ın askeri kadroları, 1952 yılından bu yana ülkeyi askeri vesayetle yöneten kesim. Mısır'da Muhammed Mursi'nin Cumhurbaşkanı seçilmesiyle düzelmek üzere olan yönetim yapısının Müslüman Kardeşler'in, dar bakış açısı, beceriksizlikleri, kısa vadede askeri vesayetin ortadan kalkmayacağını bilemeyecek kadar basiretsiz olmaları, ülkenin tekrar askerlerin kontrolüne girmesi için çalışan iç ve dış güçlere fırsat sağladı.
Görülmeyen şu: 500 bin kişilik Mısır ordusu, Ortadoğu'da büyük güç, ama bu gücünü hep halkına karşı kullanmış bir güç. Ülkesi için hiçbir kazanım sağlayamamış, girdiği bütün savaşları kaybetmiş bir güç. İsrail ile yaptığı barış anlaşması da Filistin davasına büyük zarar vermesine, Ortadoğu'daki gelişmelerin uzun vadede kendi aleyhine olmasına rağmen bunları görememiş bir güç.
Bu bilgiler ışığında Abu Dabili Taqa'nın, Afşin-Elbistan kömür havzasında 8 bin megavat gücünde elektrik santralı yapımı için 12 milyar dolarlık yatırımdan vazgeçmesini değerlendirdiğimizde, 'Taqa'ya ihtiyacımız var mıydı?' sorusuna cevap bulmamız gerekiyor. Dolayısıyla başlangıçta Taqa ile böyle bir anlaşma yapılmasına iki ülkenin yakınlaşması, işbirliği imkânlarının artırılmasına vesile olmasından öteye çok fazla artısı olacak bir anlam yüklenemezdi. iptaliyle de çok fazla eksisi olmayacaktır. Çünkü bu yatırıma karar verilmesi de eko-politikti, iptali de aynı şekilde gerçekleşti.
Taqa'nın Afşin-Elbistan'da yapacağı yatırımı rahatlıkla Türk şirketleri de yapabilir. İstanbul'un yeni havalimanı için ortaya çıkan rakam ortada ve elektrik santralları da iş dünyası için havalimanlarıyla kıyasla çok daha fizibil yatırımlardır. Kömür santrallarını yerli şirketlerin hizmete sokması halinde, elde edilecek kazanımlar da yurtdışına transfer edilmek yerine ülkemizde kalacaktır. Dolayısıyla bu iptali uzun boylu düşünmeye gerek yok, ancak bölge politikalarımız adına, bozulma nedenlerini tahlil edip, bir kenara not etmek gerekir. Taqa'nın üstlendiği kömür santralları, nükleer santrallar gibi teknoloji, işletme ve tecrübe gerektirmiyor. Dolayısıyla işin özünde, onlara ihtiyaç duyduğumuz bir yatırım değildi. Hepsi bu...

Yukarı