TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Eğitim ne kadar ticarileşti?

Sayın Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, "Öğretmenlerin performanslarını artırmak için eğitime alacağız" demişsiniz. Özel okullardaki öğretmenler bu çalışmanızın neresinde kalacak? Buralardaki öğretmen kalitesine yönelik bir çalışmanız var mı?
"AK Parti hükümeti döneminde, eğitim altyapısına yeterince yatırım yapılmadı" denirse, umarım yanlış
anlamazsınız. Zira çok şey yapıldı, lakin ülkenin büyüme ve kalkınma hızına paralel olmadı. Sadece geçmişin negatifliklerini izole etmeye yetti. Dolayısıyla "eğitim sektörü" de dengesiz ve kalitesiz büyüdü. Hızla özel okul sayısı artarken, buraların sağlıklı denetimi ve kalitelileşmesi unutuldu. Öyle ki kayıt sistemleri, eğitimi iştah açıcı performansıyla, ikinci yarıyılda "erken kayıt" adı altında tuhaf baskılarla yürütülmeye başlandı.
Dershaneleri sürekli gündeminize alıyorsunuz, fakat buralara olan talebi düşürme noktasında neler yaptığınıza dair net bilgileri, açıklamaları maalesef göremiyoruz. Niçin?
Tek sınavı kaldırıp yerine 6 tane koyunca dershanelere olan talep ne derece azalacak? Devlet ve özel okulların toplam kaliteye ulaşması yönünde neler yapacaksınız?
Eğitim, kötü bir şekilde ticarileşip devasa bir sektöre dönüşürken buralardaki kaynak israfı dikkatinizi çekiyor mu? Okullarda sportif başarı ve sanat eğilimlerinin güçlendirilmesi, teşvik edilmesi noktasında ciddi eksiklikler olduğunun ne derece farkındasınız?
Eğitimin bir sektöre dönmesi birileri için gelir kapısı olmakla birlikte, devlet de buralardan aldığı yüksek vergilerle ticaretin önemli bir parçası oluyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Önüne gelenin okul açmasını nasıl karşılıyorsunuz? Kamu okullarına sınavla ve incelemelerle öğretmen alınırken, özeller neden göz ardı ediliyor?
Sorular uzayıp gidiyor, ancak Milli Eğitim Bakanının yaptığı toplantıdan tatmin edici cevaplar çıkmadığı anlaşılıyor.

 

Bu defa biber gazının kapsülünü ben yedim!

Önceki gün akşam saat 9 gibi gazeteden çıktım ve Tarlabaşı'ndan aşağı doğru inerken ara sokaklardan çıkan eylemcilerle, polisin arasında kaldım. Arabaya çarpan bir cismin biber gazı kapsülü olduğunu anlamam ise uzun sürmedi. Kapsülü başıma yemediğime şükretmem lazım. Zira arabamın sunroof'u açıktı ve az bir farkla biber gazı kapsülü aracımın camına çarparak sıyırıp geçti. Zaten camları kapatana kadar da yeterli biber gazını yemiş oldum. Gözlerim sızladı, boğazım yanmaya başladı. Aracımı kenara çekip biraz beklemem gerekti. Bütün bunlara neden muhatap olduğuma ise halen daha bir anlam verebilmiş değilim. Tarlabaşı ve ara sokakları tuhaf bir hal almış, eylemcilerin tipleri, tavırları ise ürkütücüydü. Taksim'e doğru olan yolu kesmişler, araç girişlerini ise birkaç kişi el kol hareketleriyle engelliyor, diğerleri de yola kurdukları barikatı güçlendirmeye çalışıyorlardı. Hayatı bu kadar çekilmez kılma hakkını hangi gerekçeyle kendilerinde bulduklarını düşündüm, ama bir neticeye varamadım. Polisin yerine kendimi koydum, işin içinden çıkamadım.
Ertesi gün öğrendim ki, Hatay'daki izinsiz gösteride Ahmet Atakan'ın hayatını kaybetmesini protesto etmek amacıyla, Taksim'de toplanarak polise taş atıp mukavemette bulundukları iddiasıyla 20 kişi gözaltına alınmış. Sadece polise mukavemette bulunmaları yüzünden değil, diğer vatandaşların huzurunu bozmalarının da dikkate alınması gerekmez mi?
Taksim eylemlerine birde Twitter'dan canlı yayınla ve tek taraflı bakışla destek veren BBC gibi kuruluşlar vardı. Hâsılı bu eylemler çoktan eylem olma havasından çıkmış, başka bir noktaya evirilmiş durumda. Öyle ki, ölen genç insanları, ailelerini, arkadaşlarını ve yaşanan acıları paylaşmaya bile fırsat bulmadan, başka tartışmalar açılıyor. Gezi Parkı eylemleri sırasında uğradığı saldırı sonucu 38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz'ın başına gelenleri düşündükçe insan kahroluyor, ama polis/eylemci sokak kavgalarına ve yeni üzüntülere nereye kadar devam edeceğiz?

Yukarı