TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

28 Şubat'ın ekonomi ayağı nasıl sorgulanacak?

Aslında her şey parayla, ekonomiyle başlamış, hayatın ve ülkenin diğer alanlarına da sirayet etmişti. Başbakan Necmettin Erbakan da o dönem, askerlere zam yaparak kendince ön almaya çalışıyordu. Fakat o derece kötü siyaset yapmış, önüne arkasına bakmadan laflar etmiş ve nasıl bir ülkede iktidara geldiğini çabucak unutarak sağa sola ayar vermeye başlamıştı. Zaten tetikte olan İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, Güven Erkaya gibi isimler de erken gelen pası değerlendirip Erbakan başbakanlığındaki hükümete karşı planlarını ileri alarak taarruza geçmişlerdi.
Refahyol hükümetine karşı bayrak açan en önemli cephelerden diğeriyse, "Havuz Sistemi" gibi çeşitli etkenlerin de tetiklemesiyle harekete geçen ve "Beşli Çete" olarak anılan TOBB, TİSK, TESK, DİSK ve Türk-İş oldu. Bu cepheye daha sonra 5 artı 1 olarak TÜSİAD eklendi. Şimdi 28 Şubat yargılanıyor ya, başta dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan gibi isimler bu "Beşli Çete"yi gündeme getiriyor. Fakat Şevket Kazan ve arkadaşlarının da kendi seçmenlerine, aynı hinterlandı paylaştığı etrafına karşı sorumluluğunu, sorumsuz siyasetleri sebebiyle mağduriyetlerini de birilerinin ortaya koyması icap etmez mi?
Şüphesiz 28 Şubat'ın medya ayağı da en az ekonomi ayağı kadar önemli. Ama bu mağduriyetleri yaşamış ve sonrasında dersler çıkararak iktidar olmuş şu anki yetkililer ülkenin demokratikleşmesi anlamında ne TOBB tarafında, ne askeri cenahta, ne de medyada bir düzenleme yaptılar. 28 Şubat'tan bu yana TOBB'da, TİSK'te ne değişti?


Enerjiciler işi devletle görünce tüketiciyi önemsemiyor!

Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ'nin (BEDAŞ) özelleştirilmesinin akabinde Cengiz, Limak ve Kalyon konsorsiyumunun, elektrik dağıtım işini devralmasının arifesinde ilk vukuatları şişkin faturalar ve akabinde yapılan iletişim hataları oldu. Sonrasında yapılan, yasak savma kabilinden, "Yanlışlıkla oldu, sayaçlar geç okundu" gibi mazeretlere sığınarak da kamuoyunda bıraktıkları izlenimi silemediler. Mevzunun regülasyon tarafında yer alan kamu kurumları da ne hikmetse yükselen şikâyetlere kulak asmadı. Ortadaki gerçekler gösteriyor ki, BEDAŞ'ı satın alan müteahhitler, Ankara'dakilerini, bürokrasiyi önemsediklerinin binde biri kadar tüketiciye ehemmiyet vermiyorlar. BEDAŞ'ın yeni sahiplerinden dünkü yazım için gelen cevabı aşağıda aynen yayınlıyorum. Okuyun kararı siz verin.
"Bugünkü yazınızın konusu yüksek gelen elektrik faturalarının kaynağı okuma sürelerinde meydana gelen uzamadır. Bir önceki aya ait ortalama okuma süreleri 21 günken izleyen ayda ortalama 38 gün olması nedeniyle faturalarda iki katına yakın bir yükseliş meydana geldi. Sizin de bildiğiniz gibi enerji piyasası son derece regüle bir piyasa, dağıtım ve perakende satış şirketlerinin ne fiyatlarda, ne tahsilatına aracılık edilen tutarlarda, ne de tarifelerde bir değişiklik yapması söz konusu değil. Bu konuda sizi daha net bilgilendirebilmemiz için abone numaranızı rica ediyorum. Şebnem Erverdi, CLK Enerji Yatırım Kurumsal İletişim Direktörü."
Bu tarz cevap yazılarında can sıkan husus ise hadiselerin kendimizden örnek vererek yazmamız hasebiyle kişiselleştirilmesi. BEDAŞ'ın yeni işletmecileri hiç olmazsa eylül faturalarıyla birlikte kendilerini anlatabilir, stratejilerinden, ne gibi yenilikler getireceklerinden, -eğer böyle bir şey varsa-neden sayaç okuma süresinin uzun tutulduğuna vurgu yapabilirlerdi. Ama dedim ya, müteahhitler tüketiciyi değil Ankara'yı önemser. Bence asıl sorun da bu. Gerisi hikâye. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) konuyu incelesin bakalım haksız mıyım?


En fazla yasaklılar savunma sanayiinde, neden?

Kamu İhale Kurumu'nun kayıtlarına göre, Türkiye'de 8 bin 973 kişi ve şirket, yasaklı olmaları nedeniyle ihalelere giremiyormuş. Mahkeme ve savcılıkların kararlarını saymazsak yasaklama yapan kurumların başında Savunma Sanayii Müsteşarlığı geliyor. Bunlar davetle iş yaptıklarına göre yasakları neye göre koymuş olabilirler?

Yukarı