TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Malezyalılar havalimanı ve banka bakıyor

TAV'ın % 40 hissesini alacağı şeklindeki haberlerle gündeme gelen Sabiha Gökçen Havalimanı'nın yüzde 60 hissesinin Malezya Airport'un kontrolüne geçtiğini dün hem ben bu köşede yazdım, hem de medyada yer aldı. Sabiha Gökçende 2007'de Limak % 40, Hintli GMR % 40 ve Malezya Airport % 20 hisseyle ortak olarak yola çıkmışlardı. Peki, neden yüzde 20 hisseye sahip Malezya Airport, GMR'ın yüzde 40 hissesini alarak, payını % 60 çıkardı da Limak devrede olmadı?
Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, bu sorumu şöyle cevapladı: "Anlaşmalar gereği öncelikle Malezya Airport'a teklif edilmesi gerekiyordu. Eğer onlar sıcak bakmasaydı, GMR ikinci olarak Limak'a teklifte bulunacaktı. Ancak Malezya Airport'a sahip olan grup hararetle Türkiye'de olmak istediği için GMR'ın teklifini kabul etti."
Eğer Limak'a teklif edilseydi durum ne olurdu? Özdemir, "Kesinlikle almayı düşünürdük" dedi. Peki, yeni durumda Sabiha Gökçen'in işletmesinde ağırlık noktası kim olacak? Ebru Özdemir, "Zaten biz yönetimde ön plandaydık. Yeni durumda da yüzde 50 hissemiz varmış gibi, yani eskiden olduğu gibi yönetimde var olmaya devam edeceğiz. Pek bir şey değişmeyecek" açıklamasını yaptı.
Malezya Airport'un da sahibi olan Malezyalı kamu yatırım fonu Khazanah'ın sağlık sektöründe faaliyet gösteren birimi Integrated Healthcare Holdings (IHH) şirketi, Türkiye'de Acıbadem Sağlık Yatırımları Holdingin çoğunluk hissesini almasıyla da adından bahsettirmişti. Ebru Özdemir, Malezyalı yatırım fonunun Türkiye'de bir banka sahibi olabilmek için araştırmalar yaptığını ve özellikle havacılık sektöründe yakında ihaleye çıkacak olan Dalaman, Bodrum gibi havalimanlarıyla da yakından ilgilendiğinin altını çizdi.
Anlayacağınız Malezyalılar Türkiye'de var olmaya ve isimlerinden bahsetmeye önümüzdeki günlerde de devam edecekler.


Fatih Birol Türkiye'ye ne anlatıyor?

Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Başekonomisti Dr. Fatih Birol, kısa süre önce TÜSİAD'da işadamlarımıza "World Energy Outlook 2013'' raporunun sunumunu yapmış, kendisine sorulan sorulara da cevap vermişti. Açık ve net ifade edeyim Birol'un Türkiye'ye biçtiği rolden bir şey anlamış değilim. Çünkü Fatih Birol'un anlattığı hikâyeleri BOTAŞ'a yeni girmiş bir memur da azıcık İngilizce'si varsa bizim için toparlayabilir. Halbuki Fatih Birol birikiminden, tecrübesinden beklenen, Türkiye'nin enerji merkezi olabilmesi için neler yapması gerektiği noktasında stratejik eksikliklerimize temas eden tespitlerdir. Ama onları ne hikmetse es geçiyor.
2020 yılında Türkiye'nin enerji faturası yılda 80 milyar dolar düzeyine çıkacakmış ve kurtulmak için önemli üç noktaya dikkat etmemiz gerekiyormuş. Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattına (TANAP) dikkat etmesi, Irak (hangi Irak olduğu netleştirilmesi gerekir) ve büyük gaz stokları olan İsrail ile olan ilişkilerini de geliştirmesi gerekiyormuş.
Bunlara dikkat ederse Türkiye beş yıl içinde dünyanın en önemli enerji merkezlerinden biri haline gelebilirmiş. Anlayacağınız Fatih Birol da halen daha Türkiye'ye enerjide hamallığı öneriyor. Enerji kaynaklarında nasıl var olabileceğimizden, yani gaz ve petrol üretim sahalarına girebilmenin yollarından, petrol ve gazın ticaretini yapacak konuma gelmekten bahsetmiyor. Boruların Türkiye üzerinden geçmesinden dem vuruyor. Diyelim ki TANAP geçecek. Türkiye'nin hissesi de yüzde 20'den 30'a çıkacak. Söyler misiniz, buradan gelecek gelir Türkiye'yi tatmin eder mi?
Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı'ndan (BTC) yıllık 200-250 milyon bir gelire bile uzun uğraşılar neticesinde kavuşabildik. TANAP'ta da aynı hataların tekrarlanmaması için bir vizyon konması gerekmez mi? Doğalgazda sürekli olarak Türkiye neden transit ülke ve tüketici olarak gündemde olsun? Gaz ticareti ve Türkiye üzerinden geçecek doğalgazların reexport için de birazcık kafa yorsa fena mı olur?

Yukarı