TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Türkiye'de bürokrasi zulmü var!

Türkiye'de hiçbir bürokrata, hiçbir siyasi iktidar döneminde, "Şu işin ruhsatını, onayını neden vermedin, niçin geciktirip yatırımcıyı, işadamını mağdur ettin" diye sorulmuyor. Bu sözler 17 Aralık operasyonunda gözaltına alınıp mahkemeye çıkarılmadan, Emniyet'te ifadesi alınıp serbest bırakılan Taşyapı Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı'ya ait. Turanlı ile karşılaşınca önce başından geçen 17 Aralık macerasını merak ettim. Evi, kalabalık bir polis ekibi tarafından sabah 6 gibi basılmış, "Giyinmen için 3 dakika" denince de mini bir tartışma yaşanmış.
- Emniyet'te ne sordular? Neden gözaltına alındınız?
- Kendi imarlı arazilerime izin verilmiyordu, kendi işimi takip ederken izlenmişim. Beni izleyenler de bürokrasi zulmüne nasıl muhatap olduğuma aslında şahit olmuşlar. Operasyonların bizlere değil, bürokrasiye, doğru dürüst iş yapan işadamlarını engelleyenlere karşı yapılması lazım. Ama Türkiye'nin önündeki en büyük engelin bürokrasi zulmü olmasına rağmen bu konuda bir düzenleme yok.
Bulgar Vakfı ile Etiler'deki tapulu arazisi hakkında sorular sorulduğunu ve zorla alınan usulsüz harçlarla ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratlarıyla yaptığı konuşmalarda, "Böyle bir harcı neden alıyorsunuz?" şeklindeki şikâyetlerinin rüşvet olarak yorumlandığını ifade eden Turanlı, "Bir milyon 6 bin TL ve 4 milyon TL harç makbuzları ibraz ettik ve Emniyet'ten serbest bırakıldık" dedi. Turanlı'nın ifadelerinden anladığım, harç olarak talep edilen paraların bürokratlar tarafından rayiç bedellerin çok üzerinde tahakkuk ettirildiği hususu oldu. Emrullah Turanlı da "O harçları yatırdım, ancak itiraz kaydı düşerek yatırdım ki ileride dava açma, hakkımı arama imkânım olsun" notunu düştü ve ilave etti: "Bu davalar 3-4 yıl sürüyor, ama hepsini kazanıyorum. Aynı şekilde belediyeler de almıştı, ancak dava açıp yaklaşık 25 trilyonluk alacağımın bir kısmını tahsil ettim, bir kısmının ise belediyelerin parası olmadığı için tahsilatını bekliyorum."
Netice itibarıyla Turanlı, Türkiye'de hiçbir bürokratın yaptığından dolayı hesap vermediğinin, böyle bir denetim mekanizmasının da olmadığının altını çiziyor. Hiçbir siyasetçinin de bürokratlara hesap sormadığını belirten Turanlı, "Bir siyasetçi de çıkıp bir bürokrata, 'Sen bu otelin, bu hastanenin, binanın ruhsatını neden vermedin? Niçin uzun yıllar beklettin?' diye sormuyor" diyor.
Turanlı, yatırımcıların işlerinin bu ve benzer bürokrasi uygulamaları yüzünden sürekli geciktirildiğine ve bir nevi siyasilere mecbur edildiklerine dikkat çekiyor. "Hata varsa zaten ruhsat, onay verilmez. Bürokrata da kimse ver diyemez, ama hiçbir eksik ve problem yokken bu işler aksatılıyorsa, 4-5 yıl geciktiriliyorsa bunu yapanlara hesap soracak bir mekanizmanın da olması gerekir" diyor ki, son derece haklı. Bu sohbetten bir şey daha öğrendim. Belediye Gelirleri Yasası'na aykırı olarak, yatırımcılardan, işadamlarından, vatandaştan harç, ruhsat bedeli altında alınan bu paraların denetimi ve milyarlarca TL ile ifade edilen bu paraların nerelere, ne şekilde harcandığı da meçhul... Özetle; Türkiye'nin kalkınmasını, büyümesini istiyorsak, bürokratlara "Ruhsatı, onayı niçin vermedin?" şeklinde bir düzenlemeye de acilen ihtiyacımız var.


Güvensiz ürün ne kadar azaldı?

2012'de yarı yarıya olan güvensiz ürün oranı 2013'te dörtte bire kadar düşmüş. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, 2013'te sağlığa zararlı olduğu tespit edilen kırtasiye ürünlerinin ise yüzde 78'inin yerli üretim olduğunu söylüyor. İthalattaki zararlıların önünün kesilmesinde ciddi mesafe kat edilmiş, ancak bir husus daha var. İthal ve yerli dayanıklı tüketim ürünlerinin garanti sürelerine, fiyat-performans ilişkisindeki sıkıntıya henüz el atan makam olmadı. Mesela "3 yıl garantili" ithal veya yerli ürün alın bakalım, 3 ay dayanacak mı? Peki, bunları kim denetliyor?

Yukarı