TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Erol Aksoy, zimmet davası ve bir kaşık suda koparılmak istenen fırtınanın sebepleri...

Israrlı bir şekilde yalan, çarpıtma haber ve bilgilerle birileri kamuoyunu yanıltmaya, yönlendirmeye çalışıyor, durumun farkında olmayan bazı gazeteciler de ne hikmetse buna aracı oluyorlar. Mevzu; kısa aralıklarla bazı medya organlarında gündeme getirilen Show TV ve küçük hissedarı Erol Aksoy‘un mağdur rolünü başarıyla sahnelemesi.
Birincisi; Show TV’de Erol Aksoy‘un TMSF yönetim ve denetiminde bulunan şirketinin hissesi % 3.5’tir. Dolayısıyla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Show TV‘ye el koyduğunda Erol Aksoy‘un burayla ilgisi de % 3.5 dolaylı hisse, yani kuru mülkiyetten ibarettir.
TMSF‘nin gözetimindeki Show TV’nin satışı, tüm hisse sahiplerinin onayı ve rızasıyla gerçekleşmiştir. Erol Aksoy‘un kendi iddiasına göre ise Show TV’deki hissesi, sermaye artırımına karşı açtığı davaları çerçevesinde yüzde 15-17 seviyelerindedir. Erol Aksoy, İdare Mahkemesi‘ne de hissesi % 3.5 ile sınırlı bir dava açmıştır. Çünkü geri kalan % 97’lik hisse ise TMSF yönetimindeki Türk Medya (büyük kısmı), Turktell (Turkcell iştiraki), Doğan Grubu (% 2–3) ve Çukurova Gurubu‘na ait şirketlerindir. Ayrı ayrı şirketlere ait hisseler TMSF tarafından belirlenmiş, hisse satış miktarına göre, hisselerin oranında devir bedelleri kararlaştırılmış, devirler yapılmış, devir bedelleri de tahsil edilmiştir. (Erol Aksoy da dahil.) Bu bedele TMSF, Doğan Grubu, Çukurova Grubu ve Turkcell “evet” demiş, Erol Aksoy ise itiraz ediyor.
İkinci önemli husus ise Show TV satışı, kamusal bir satış değildir. Hisse sahiplerinin rızasıyla, TMSF gözetiminde, özel hukuk sözleşmesi çerçevesinde yapılan bir satış olduğundan İdare Mahkemesi hisse satışıyla ilgili bir karar alamaz. Farz edelim ki böyle bir kararı İdare Mahkemesi aldı. Bu durumda bile karar % 3.5 hisseyle sınırlı olacaktır.
Erol Aksoy satış bedelinin düşük tayin edildiğini iddia ediyor. Peki, kendisine soralım bakalım, bizzat kendisi Show TV’yi iki binli yıllarda lider kanalken tamamını kaça sattı?
Cevabını ben vereyim; Show TV’nin % 85’ini 25 milyon dolara Çukurova Grubu’na sattı. Demek ki şu anda yapılan satış, Erol Aksoy‘un satış bedelinden dolar bazında 4 kat daha yüksektir.
Bu durumda Erol Aksoy neden gürültü koparıyor? Niçin bazı gazeteciler kanalıyla TMSF aleyhine algı yönetimi yapıyor?
Onun da cevabını ben vereyim: İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde yargılanıp son celsede zimmetten ağır hapis cezasına mahkûm edildiği davada mağduriyet argümanına ihtiyacı var. Bunun için, “Yüzde 3.5 hisseyle şapkadan tavşan çıkarabilir miyim” hesabıyla bir mağduriyet tiyatrosu oynamak istiyor. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği mahkûmiyet kararıyla, bu sözde mağduriyet argümanını ciddi bulmadı. Şimdi son ümidi Yargıtay 7. Ceza Dairesi‘nde. Bakalım bu mağduriyet Yargıtay 7. Ceza Dairesi‘nde nasıl karşılık bulacak?
Özetle; bütün bu tartışmalar, yanıltmalar Erol Aksoy‘un bir kaşık suda yaratmaya çalıştığı fırtınadan ibaret...

 

14 yıl süren Etibank hortumlama davası yarın!

Amerika‘da 2008’de ortaya çıkan banker Bernard L. Madoff skandalının neticesi 150 yıllık mahkûmiyet oldu. Bizdeki banka batıranların, hortumlayanların davaları gibi yıllarca sürmedi. Neredeyse bir yıl içinde yargılanıp mahkûmiyeti onaylandı. Yine iki binli yılların ikinci yarısında Amerika‘daki yatırım bankaları Lehman Brothers, Merrill Lynch, Fennie Mae ve Freddie Mac gibi kurumlar da batmakla, mallarına el konulmakla kalmadı, sorumluları kısa sürede yargılanıp cezalandırıldılar. Aynı şekilde Amerikan enerji devi Enron skandalı, en büyük yolsuzluk operasyonlarından biri olarak kayıtlara geçti, ama şirketin CEO’su Jeff Skilling de kısa sürede yargılanıp 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Peki, Türkiye’deki banka hortumlama davalarında neler oluyor? Hortumcular nasıl yargılanıyor veya yargılama sürecinin uzatılmasını, kamuoyunun gündeminden düşürülmesini nasıl başarıyorlar? Bir banka hortumlama davası nasıl oluyor da 14 yıl sürerek 9 Nisan 2014’e kadar gelebiliyor? Eğer bu konuya ilgi duyanlar varsa, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde Dinç Bilginler’in batırdıkları Etibank‘ın davası 9 Nisan 2014’te saat 14.00’te görülecek.
Bilindiği üzere Türkiye doksanlı yılların sonları, iki binli yılların başlarında batırılmış, hortumlanmış bankalar faciası yaşadı. Zamanında kamuoyu duyarlılığı, bürokrasi ve yargısal süreçler büyük bir hassasiyetle bu dosyaların üstündeydi. Siyasilerin en büyük argümanı da hortumlanmış bankalardı. Bu bankalardan birisi de Dinç Bilgin‘in sahibi olduğu Etibank‘tı.
Benzer olayların yaşandığı Amerika’da davalar 2 yılda sonuçlanıp onlarca yıl hapis cezaları verilmişken ve hapis cezaları infaz ediliyorken, Türkiye‘de Etibank davası aradan geçen 14 yıla rağmen Dinç Bilginler’in reddi hâkimler, reddi bilirkişiler vesaire gibi uzatma yöntemleriyle sonuçlanmadı ve olay hafızalarda unutulmaya terk edildi. Böylece kamusal ve yargısal süreçlerin azalmasına oynandı.
İşte bu Etibank davası yarın görülecek. Reddi hâkimler ve reddi bilirkişilerden sonra bakalım karar verilecek mi?

Yukarı