TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Yeni havalimanının ismi mi geleceği mi önemli?

İstanbul’a yapılan 3. havalimanı’na “Recep Tayyip Erdoğan” isminin verilmesi anlamsız şekilde eleştiri konusu yapılıyor. Maksat, bu meydanın Türk sivil havacılığına katkı sağlamasıysa eğer zamanında yetişmesi, kaliteli olması, yapımında acele edilerek bazı sorunlara zemin hazırlamaması için eleştiriler getirmek daha doğru olacaktır.

Mesela doksanlı yılların ikinci yarısında Isparta’da hizmete giren ve “Süleyman Demirel” ismi verilen bir havalimanımız var. Ben bu havalimanını yapılması planan yer noktasında eleştirmiştim, aklımın ucundan “Süleyman Demirel” ismini eleştirmek geçmemişti. Çünkü isim bu tarz projelerde çok küçük bir detaydır. Üstelik bu havalimanının yapıldığı yıllarda ülkeye, “her ile bir havalimanı” salgını yerleşmiş, düz görülen her tarlaya, hesapsız, kitapsız meydanlar yapılmaya başlanmıştı. Ve Türkiye’ye başbakan ve cumhurbaşkanı olarak hizmet veren “Süleyman Demirel”in etkili olduğu dönemlerde de havacılığımız bugünkü gibi parlak günler yaşıyor değildi. Ancak Sayın Demirel’in memleketi Isparta’ya yapılan yatırımın atıl kalacağı, “Bu şehrimize böyle bir meydan gerekli mi, değil mi” yönünde bir fizibilite çalışması yapılmadan, sulak alanın kenarına kurulmuştu. Uluslararası trafiğe hizmet verecek donanımla ve Sayın Demirel’e yaranmak amacıyla inşa edilen meydan bugün de boş yatıyor.

Öte yandan Türkiye’nin havacılıkta geldiği noktaya baktığımızda çok farklı bir yerdeyiz. Uzağa gitmeye gerek yok. Türk Hava Yolları (THY) 2012’de 65 uçaklık filoya sahipken, bugün 265’lik bir filoya ulaşmış durumda. Ortada hiçbir bahaneyle savuşturulamayacak bir başarı var. Sürekli dünyanın en hızlı büyüyen havayolu şirketleri arasında ilk 3’e girmiş ve muazzam bir büyüme trendini yakalamış durumda. Her sene çift haneli büyüyen Türk sivil havacılığı, şüphesiz bu tabloyu son 12 yıla damgasını vuran AK Parti hükümetlerine ve lideri Başbakan Erdoğan’a borçlu. Bu büyüme tablosunun yaşandığı yıllarda eğer ortaya yeni, kalıcı eserler konuyorsa, doğal olarak yetkili isimlerin aklına, “Recep Tayyip Erdoğan” ismini bunlardan en gözde olanına vermek gelecektir. Bunda bir tuhaflık görmüyorum.

Ancak benim gördüğüm asıl tuhaflık; havacılık sektörümüzün büyümesinde THY’nin üstlendiği role, ülkenin son yıllarda yakaladığı istikrarla ülkemize olan yolcu trafiğinin artmasına paralel olarak ilgili makamların havacılığın meydan, seyrüsefer tarafını aynı şekilde başarıyla geliştirememiş olmalarıdır. Bunu ne hikmetse kimse görmüyor, eleştirmiyor. Çünkü anlamıyorlar. AK Parti hükümetinde ulaşım politikalarını yöneten ilgili bakanlığın ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin (DHMİ), İstanbul’a yapılacak yeni havalimanında çok geç kalındığını görmeleri gerekir. İsim tartışmalarıyla, “Almanlar bu meydanı istemiyor” gibi saçma uydurmalarla konunun bu tarafının gölgelenmemesi, hava tarafında THY başarıya imza atarken, kara tarafında Ulaştırma Bakanlığı’nın aynı performansı göstermediğinin bilinmesi gerekir.

Önemli olan iyi bir havayolunuzun olmasıdır. Yoksa büyük meydanları yapmak marifet değil. Bugün Türkiye’de gerçekleşen hava trafiğinin nereden baksanız yüzde 95’i AK Parti hükümetinden önce hizmete sokulan meydanlar kanalıyla oluyor. Ama buraları kullanmak, trafiğini artırmak, gelir sağlamak, boş yatırmamak, üzerlerinde inek otlatıp üzüm kurutmak yerine, amacına uygun şekilde ülke hizmetine sokmak bu hükümet zamanında oldu. İsim üzerinden tartışma yürütmek havacılığa da Türkiye’ye de bir fayda sağlamaz. Mesela tartışacaksak, yeni havalimanının hangi şartlarda dünyanın en büyüğü olacağını veya olabileceğini tartışalım. Birileri ortaya “Dünyanın en büyüğü” ifadesini attı diye, İstanbul’a yapılacak havalimanı en büyük olmayacak. Pratikte de bu mümkün değil.

Anlamsız tartışmalar bırakılıp yeni havalimanı hizmete sokuluncaya dek Atatürk Havalimanı’nın yoğunluk sıkıntısını nasıl atlatacağına bakalım. Sabiha Gökçen Havalimanı’nın ikinci piste ne zaman kavuşacağına odaklanalım. Ayrıca Atatürk Havalimanı’nda yaşanan uçak yoğunluğuna rağmen park sahası sorununun halen daha çözülmemiş olması, terminallerde adım atacak yer yokken her tarafın ticari alanlarla boğulması ciddi bir handikaptır.

Yukarı