TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Kuzey Irak’la petrol ve silah ticareti

Bağdat ile Ankara arasında soğuk rüzgârların estiği bir dönemde; çok değil geçen yılın sonbaharında, Türkiye-Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi (IKBY) arasında ilginç petrol anlaşmaları gündeme geldi. Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı’na Kürt petrolünü taşıyacak boru hattının eklenmesiyle hem bu boru hem de Kürt petrolünün dünya piyasalarına Ceyhan’dan pazarlanması tartışılmaya başlandı. En ciddi tepki ise merkezi Bağdat Hükümeti’nden ve Amerika’dan gelmişti. Geldiğimiz nokta ise oldukça tuhaf; petrol satarken eleştirilen özerk bölgeye, şimdi direkt silah satışı tartışılıyor. Hasılı bölge iyice karışacak.

Şüphesiz Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün, Irak ve Suriye’deki eylemleri karşısındaki çaresizlik, Batılı ülkeleri Türkiye’nin eleştirilen modeline, direkt Kuzey Irak’la ilişki kurmaya zorluyor. Hatta gündemlerine Kandil’deki PKK’yı da almışlar. Ancak bu tabloya başta Rusya olmak üzere diğer Doğulu ülkelerin itiraz etmeye hazırlandığına dair bilgilerim var. Rusya, Çin ve İran böylesine bir ilişki modelini ve IŞİD’le mücadele şeklini doğru bulmuyor.

Bir yabancı uzmanın ifadesi aynen şöyle: “Almanya II. Dünya Savaşı’ndan bu yana silah satmıyordu. Şimdi nasıl oluyor da hem yurtdışına silah satışına hem de devlet olmayan bir bölgeye sevkıyatına sıcak bakılıyor. Malum, silah satışları, uluslararası mevzuatlara göre devletler arasında yapılan anlaşmalarla gerçekleşiyor. Kuzey Irak’a ve hatta bir terör örgütü PKK’ya, Amerika ve Almanya’nın direkt silah satma girişimine anlam vermiyorum.”

Tabii bu eleştirilerin bir kenarına da Türkiye’nin Kuzey Irak’la yaptığı petrol ticareti yerleştirilerek, “Siz petrol ticareti yapıyordunuz, başka ülkeler de bu modeli tersine işletip silah satacak. Fazla itiraz etme hakkınız yok” şeklinde bir argüman geliştiriliyor. Haklılar da, Türkiye için durum iki ucu pis bir değneğe dönmüş durumda. Daha vahimi ise bölgeye silah sevkıyatı yapıldıktan sonraki aşama; mezhep kavgaları, aşiret anlaşmazlıkları, Irak’ın bütünlüğü ve bütün bu negatifliklere komşu olan Türkiye.

Evet, Türkiye’nin Kuzey Irak ile geliştirdiği, otonom bölgeyle kurduğu ilişki modeli eleştiriliyor ve deniyordu ki; “Merkezi hükümet varken, böyle bir anlaşmayı IKBY ile yapmak, Irak’ın bütünlüğüne zarar verir”. Zarar verir diyenler, şimdi IKBY ve Kuzey Irak’ta konuşlanmış PKK’ya silah verip IŞİD’le mücadele etmesini arzu ediyor. Merkezi Bağdat Hükümeti bir yandan bu yaklaşımı eleştiriyor, diğer taraftan Kürt petrolünü taşıyan şirketlere karşı eylem planına devam ediyor.

IKBY yetkilileri de IŞİD ile mücadele sebebiyle muhatap alınmaktan, kendileriyle kurulmak istenen direkt ilişki modelinden son derece mesrur görünüyorlar. IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani ne diyor: “IŞİD’le dünya için, Türkiye için savaşıyoruz.” Peki, bu sürece PKK da dahil olursa ne olur? Bağdat harap olduğuna göre bu defa yanlış hesap nereden döner? Türkiye bölgede kendi yöntemleriyle, hesaplı petrol ve doğalgaz avına çıkmışken, karşısına Amerikan ve Alman silahlarıyla donatılmış bir terör örgütünün çıkabileceğini şüphesiz hayal bile etmemişti. Ama defalarca yazdım; “ucuz enerji kaynağı” diye bir şey yok; siyasi risklerini, politik maliyetini dikkate alarak yola çıkın. Hadi hayırlısı, bakalım Kuzey Irak’tan ne gelecek?

Yap-sat inşaatlarda kalite, iş güvenliği olur mu?

İstanbul da alıştı her gün bir faciaya uyanmaya, Türkiye de. Sebebi şurada burada değil, rantiye mantığında. Türkiye’de inşaat yapanlar, hızlı yapıp çok para kazanma sevdasında olanlar, henüz işadamı kültürüne erişmemiş tiplerden oluşuyor. Dolayısıyla, “Hiçbir değer yargıları yok” dersem, abartmış olmam. Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) Başkanı olarak Aziz Torun, 3 gün önce gayrimenkul sektörünün “rant kapısı değil, stratejik ortak” olarak görülmesi gerektiğini ifade etmişti. Ardından kendi işyerinde 10 işçi feci kazada hayatını kaybetti. Bu sektöre rantiye gözüyle bakılmasaydı, bu kaza olur muydu? Bu soruya cevap bulalım, gerisi hikâye...

Yukarı