TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

İnternet suçları burada hukuk nerede?

İnternette içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usulleri düzenleyen 5651 sayılı bir kanunumuz var. “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlemesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” için hukukçular çok olumlu değerlendirmeler yapıyor. Ancak yasanın uygulanmasıyla ilgili ciddi sıkıntılar söz konusu. Bu konuya ilişkin kısa süre önce yaşanan bir örneği aynen paylaşmak istiyorum.

Önemli bir Türk şirketi, markasına ciddi zarar veren, ticari itibarını zedeleyen olumsuz içerikli videoların kaldırılması amacıyla İstanbul Çağlayan’daki “Sulh Ceza Hâkimlikleri”ne başvuruyor. Ve 4 ayrı linkten ulaşılan aynı içerikteki olumsuz videoların kaldırılmasını talep ediyor. Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminde 4 dosya da farklı hâkimliklere düşüyor. Bu mahkemelerin her biri ayrı gerekçelerle içeriğin kaldırılmasına yönelik talebi reddediyor. Ancak dikkat çeken detay şu: Kaldırılması istenen içerik aynı olmasına rağmen, her bir mahkemenin verdiği ret kararı, diğeriyle örtüşmüyor. Anlayabildiğim kadarıyla mahkemeler, ya kanunun uygulanması noktasında yeterli bilgiye sahip değiller ya da kanunun uygulanması noktasında gerekli hassasiyeti göstermiyorlar. Hasılı, mahkemelerin internete bakışında ciddi bir sorun olduğunu söylemek mümkün.

Mesela mahkemeler, 4 ayrı linkteki aynı içerik için verdiği kararlarda; birinde, “İfade özgürlüğü çerçevesindedir”, diğerinde “Tüketicinin bilinçlenme özgürlüğü kapsamındadır”, bir başkasında “5651 sayılı kanun kapsamında hukuki şartlar oluşmamıştır” şeklinde kararlar alırken, bir başka mahkeme ise “Haksız rekabet hükümleri çerçevesinde, Ticaret Mahkemesi’nde görülmesi gerekir” şeklinde cevap veriyor. Demek ki, 5’inci bir dosya olsa, mahkemeler farklı bir gerekçe bulmakta zorlanmayacak.

Mahkeme kararlarında yeknesaklık olmayınca, bir üst mahkemeye itirazın anlamı da kalmıyor. Çünkü bu davalarda itiraz mercii yine bir başka Sulh Ceza Hâkimliği. Yani farklı linkteki aynı içerikli videonun kaldırılmasına ilişkin yapılan itirazın sonucunda ilk mahkemenin ret gerekçesinden tamamen farklı gerekçeyle şirketin başvurusu reddedilecektir. Yani bu mahkemelerden birisi diğerinin vermiş olduğu kararı itiraz mercii olarak inceleyebilecektir. Hukukçu olmayan ben bile bu itirazdan bir netice alınamayacağını şuraya not ediyorum.

Peki bu durumda şirketler, ticari itibarlarını zedeleyen internetteki olumsuz içeriklere karşı kendilerini nasıl savunacak? Yukarıda aktardığım yaşanmış olayda, firmanın bir mamulü için “ahlaksız ürün” gibi ifadeler kullanılıyor. İçerik aynı, şikâyet konusu aynı, ulaşılan linkler ayrı, mahkemeler ayrı ve ortaya çıkan ret kararları apayrı. Bu durumda ticari itibarları zedelenen şirketler, şahsi itibarları ayaklar altına alınan kişiler, internetteki olumsuz içeriklerin kaldırılması için haklarını hangi mahkemelerde, nasıl arayacaklar?

Sanal ortamın sırtlanları...

Gazete ve televizyonları, buralara yatırılan sermayeleri ve arkasındaki emeği/emekçileri düşünün. Ama gazete daha sabah bayiye ulaşmadan içerikleri çalınmaya başlanıyor. Televizyonlardaki ilgi çeken yayınlar, herhangi bir gazeteye ait özel haberler, fotoğraflar ve köşe yazarlarının yorumları, telif hakkı demeden çeşitli internet sitelerinde arz-ı endam ediyor. Üstelik bu sitelerin çoğu, birkaç kişiyi istihdam ederek binlerce kişinin çalıştığı gazete ve televizyonların ürünleri üzerinden haksız kazanç sağlıyor, prim yapıyor. Benzer durum uluslararası boyutta Google ve Youtube ya da diğer sosyal medya ağları için de geçerli. Dünyanın birçok yerinde mahkemeler, sanal ortama erişimi mümkün kılan “hizmet sağlayıcıları” için ciddi cezalar öngörüyor. Ama kamu tarafı şimdilik sadece Google, Youtube ve Twitter’ı hizaya sokmaya çalışıyor. İçimizdeki İrlandalılar unutuluyor?

Yukarı