TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Savunma sanayiinde yaşanan gelişmeler yeterli olur mu?

 

Son 10 yıla baktığımızda savunma sanayiinde önemli işlere imza atıldığının, yerlileşmede başarı kaydedildiğinin altını çizmek mümkün. Ancak tüm bu gelişmelerin ne kadar yeterli olduğunun, daha fazla gelişme kaydedilebilmesi için nerelerde yanlış yapıldığının iyi tahlil edilmesi için doğru verilerle değerlendirilme yapılması elzem. Aksi halde kendi kendimize övünmeye devam ederiz.

Mesela; Türkiye ihracatına rekorlar gözüyle bakan bazı çevreler, ithalatta kırılan daha yüksek rekorları sürekli olarak görmezlikten geldiler. Şimdi aynı hatayı savunma sanayiinin sadece ihracat tarafına bakarak tekrarlıyoruz.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) silah ithal eden ülke verilerine baktığımızda ilginç bir tablo söz konusu. 2009- 2013 arasında Türkiye en fazla silah ithal eden ülkeler arasında 11. sırada yer alıyordu. Son yıllarda “Türkiye savunma sanayiinde ihracatını artırdı, rekor kırdı” yönündeki haberlerle konuya baktığımızda ne beklersiniz? İthalatın düşmüş olmasını değil mi, ama gerçekler hiç de öyle değil.

Savunma sanayiinde millileşme oranı yükseldiğine ve kendi ihtiyacımız olan silahları ciddi anlamda üretmeye başladığımıza, ASELSAN ve TAI’nin dünyanın 100 savunma sanayii şirketi arasına girme başarısı gösterdiğine göre ithalatın düşmüş, ihracatın da yükselmiş olması gerekirdi. Ama durum öyle değil. İkisi de yükseliyor, hatta ithalat tarafı daha fazla büyüyor. Bu sebeple Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir’in göreve geldikten kısa süre sonra ifade ettiği, “Savunma sanayiinde ciddi illüzyon” sözleri kulağımda çınlıyor. Çünkü savunma sanayiindeki yarı kamu pozisyonlu şirketlerimiz her şeyi; milliliği, üretimi, geliştirmeyi, yeni ürün ortaya koymayı, kısacası başarıları çok fazla abartıyor. Bu duruma son verip gerçekçi olmamız, gerçeklerle yüzleşmemiz lazım.

Çünkü 2010-2014 arasındaki SIPRI verilerine göre Türkiye, silah ithal eden ülkeler arasında 7’nciliğe yükselmiş. Bir önceki döneme göre tam 4 basamak yukarı çıkmış, savunma sanayiinde daha fazla ithalatçı pozisyon kazanmışız. Ama aynı dönemlerde silah ihraç eden ülkeler arasındaki konumumuz bir basamak yükselmiş. Savunma harcamalarıyla bu detayları birbirine karıştırmadan sanayi tarafını iyi tahlil edebilirsek çıkış yolunu da buluruz.

Dolayısıyla kendi içimizde değerlendirme yapmak, bir önceki yıla ve yıllara bakarak, “Türkiye, ihracatta şu kadar büyüdü” demek doğru değil. Rakip konumdaki ülkelerle beraber ne kadar büyüdüğümüz, kendi ihtiyacımızı hangi oranda karşıladığımız, ithalat/ihracat dengemizin ne olduğuna dair unsurlar dikkate alınmaz ise yanlış değerlendirme yapmış oluruz.

Peki, Türkiye savunma sanayiinde nerede hata yapıyor? Birincisi, Müsteşar Demir’in tespit ettiği üzere çok fazla illüzyon var. Özellikle kamu ve yarı kamu niteliğindeki şirketlerimiz, devlet büyüklerinin gözlerini boyayıp daha fazla iş ve tabii ödenek (para) alabilmek için doğru söylemiyorlar. Bu tavırlarıyla da özel sektörün önünü kesiyorlar. Hızlı büyümemizi ve daha önemli başarılara imza atmamızı engelliyorlar. Ancak onların çalışmalarını bağımsız bir gözle değerlendirecek bir mekanizmanın olmaması da işlerini kolaylaştırıyor. Bu sebeple hangi alana devlet ödenek ayırma eğilimindeyse hepsi ana işkolunu bırakıp o tarafa yöneliyor.

Mesela, İnsansız Hava Araçları (İHA) yatırımları buna çok güzel örnektir. Devletin zirvesi üstelik ihalelerle bu görevi TAI, Kale/Baykar ve Vestel’e vermişken, yabancı ortaklarla elektronikçi ASELSAN rol almaya çalıştı. Son olarak yazılımcı/ programcı HAVELSAN da bu alana girip bir İHA tanıttı. Bir de ortada dolaşan, asker, sivil kökenli Amerikan İHA’larını pazarlamaya çalışanlar var. Bu durumda ithalat mı, yoksa ihracat mı daha hızlı büyür?

Özetle; kimin neyi, niçin yaptığı, ne başarı elde ettiği belli olmayan bir sektör durumundan kurtarılması gerekiyor savunma sanayiimizin...

Yukarı