TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Teknoloji yönümüz ne kadar doğru?

 

Son zamanlarda millilik ve yerlilik kavramları o kadar karışık bir hal aldı ki, övünme ve gururlanma adına yurtdışından devşirmeye çalıştığımız projeleri bile ilginç sıfatlarla anmaya başladık. Neyse ki, bugün Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından tanıtımı yapılacak bölgesel uçak için “milli” ibaresinden imtina edilerek “yerli” kelimesi kullanılmış.

Ama bugün “milli” diye anılan Atak helikopterini Türkiye dışında kullanma şansımız yok. Ancak motorunu, üretildiği ülke Amerika izin verirse ihraç edebiliyoruz. Bir süre sonra Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için 100 adet üretmeye kalksak bunda bile motor vermekte sıkıntı çıkarabilir. Şimdi bu helikoptere nasıl milli diyebiliriz?

Geçen hafta TUSAŞ Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, üstü kapalı olarak tam da bu konuya temas etti. TAI’nin Atak helikopteri için çeşitli ülkelerden sipariş aldığını, ancak ihraç etmek için motoru verme taahhüdünde bulunan ülke, motoru vermediği için ihracat yapılamadığını söyledi. Cumhurbaşkanı, “Bu ülkenin, ben kime istersem oraya istediğim kadar satabilirsin” yaklaşımı sergilediğini belirterek savunma sanayiinde millileşmenin önemine dikkat çekmişti.

Ben de bu yaklaşımı bir adım daha ileri götürerek Türkiye’nin savunma sanayiinde doğru adım atması gerektiğini, TAI gibi kurumları doğru kullanması ve doğru yönetmesinin şart olduğunu vurgulamak istiyorum. Her ürüne milli kaşesi vurmak yerine gerçekten milli olabilmesi için kabiliyet kazanılması gerekiyor. İşte bu noktada bazı sıkıntılar var. Tank, gemi, savaş uçağı, insansız hava araçları gibi gündemdeki projelerin, bu gözle yeniden ve mutlaka masaya yatırılması gerekiyor. Atak’taki ihracat sıkıntısı, TAI’nin Anka’sında yaşanan (İsrail otopilot ve Alman motor vs.) yabancı tedarik mevzuundan dersler çıkarılmalı.

Eğer Türkiye’nin, savunma sanayiinde bir farkındalık oluşturmak istiyorsa birilerinin peşinden değil, teknolojinin gittiği yöne hareket etmesi şart. O yön de özellikle savunma sanayiinde robotik alan, insansız araçlar. Ama biz hâlâ milli savaş uçağı yapmak, 2030’da uçurmak gibi hesaplar yapıyoruz. İlk defa yapacağımız ürünün ne kadar başarılı olacağı, TSK tarafından bile ne derece tercih edileceği, rakipleri karşısında kabiliyetinin ne olacağı kesinlikle tartışmalı olduğu gibi, 2030’lardan sonra insanlı savaş uçağı çağının kapanacağını görmemiz gerekir. Amerika bile son insanlı savaş uçak projesi JSF- 35’e başlayalı 15 yıl geçti ve artık insansız modellerinin çok daha ileri modellerini geliştiriyor. Rusya ise 2025 hedefi doğrultusunda 100’lerce insansız savaş uçağı projesi geliştirmek için program açıkladı. Teknolojinin gittiği yönü hedef alıp buna göre yatırım yapmazsak netice pek hayırlı olacak gibi görünmüyor.

Öte yandan Türkiye 10 yıldan fazla bir süredir İHA konusunda proje açıklıyor. TAI’ye 500 milyon dolar civarında kaynak aktarılmasına rağmen henüz TSK envanterine girebilmiş bir ürün yok. Bayraktar’ın milli mini İHA’sı dışında neden TSK envanterine girmiş herhangi bir milli operasyonel İHA koyamadığımızın hesabını birilerinin vermesi gerekmez mi?

SSM Daire Başkanı Yakup Taşdelen’in açıklaması da ilginç: “10 yıla bakınca, insansız sistemler konusunda notumuzun kırık olduğunu görüyoruz. ANKA, ANKA Geliştirme, A-Projesi, ANKA Seri diyoruz, ortada teslim aldığımız ürün yok! ANKA Seri’nin ANKA-B’ye ilave o kadar fazla özelliği olmasını istemişiz ki, proje, ilk teslime kadar 36 ay gerektiren bir geliştirme projesi haline gelmiş. ‘Hazır bir ürünün seri üretime aktarılması’ özelliği kalmamış.” Evet tespitler doğru, ama çözüm nerede?

Günümüzde İsrail, dünya İHA pazarının bütçe bazında % 60’ını domine ediyor. Amerika İHA ihracatı için adım atmaya hazırlanıyor. Türkiye’den çok sonra yola çıkan Çin, Hindistan, Pakistan ciddi mesafeler kat etmişken, Türkiye “Milli Muharip Uçak” projesiyle zaman kaybediyor. Teknolojinin gittiği noktayı yakalayacak kaynaklar da bu şekilde heba ediyor.

Yukarı