TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Hayallerimiz ve hayalperestliğimiz

 

Bölgemizde, bizleri de çok yakından alakadar eden ilginç gelişmeler yaşanıyor. Ancak seçim karmaşası ve tartışması atmosferinde bunlar pek gündeme gelmiyor. Henüz Mısır’ı konuşmaktan öteye geçebilmiş değiliz. Mesela Kanada’da yayın yapan “Global Resarch” isimli sitede, İsrail’in F-16 uçaklarının kuyruklarını Suudi Arabistan bayrağıyla boyayıp Yemen’de nötron (nükleer) bombası attığı iddia ediliyor. Hatta Suudi Arabistan’da F-16 uçağı olmadığı, ancak Yemen’de Suudi Arabistan bayraklı bir F-16 uçağının düştüğüne dikkat çekiliyor.

Diğer taraftan İran sınırlarımızda ve Suriye’de insansız hava araçları (İHA) uçuruyor. Kısa süre önce Türkiye’nin ihlal nedeniyle Suriye’de düşürdüğü hava aracının İran İHA’sı olduğu ortaya çıkmıştı. Peki, Türkiye’de yetkililer, savunma sanayiinde bölgesel güç olabilmek için neler yapıyor? Bu gelişmeler karşısında varlık gösterebilmek için hangi projelerimizi hayata geçirmek için çaba sarf ediyorlar? Yapılan planlar, açıklanan teknolojik hedefler ne derece doğru?

Havadaki füzeyi vurmak için gideceği yönü iyi hesap edip hedef almak gerekiyor. Teknolojide de aynen böyle. Teknolojik yatırımlarınızın karşılığını almak istiyorsanız, teknolojinin gideceği yere odaklanmanız gerekiyor. Bugün konvansiyonel savunma sanayii sistemlerine yatırım yaparak rakiplerimize ne kadar üstünlük sağlayabiliriz?

Mesela Türkiye’nin Milli Muharip Savaş Uçağı Projesi’ni ele alalım. Amerika ve Avrupa, savaş uçaklarını çeşitli ülkelerin, hatta Türkiye’nin de katıldığı konsorsiyumlarla geliştiriyor. Arka planda da yüzyıllık bir birikimi kullanıyor. Bu projelerde yüz binin üzerinde çalışanı olan firmalar ana yüklenicilik görevini üstleniyor. Halbuki Türkiye’nin savunma sanayiinde çalışan tüm insan kaynağı 30 bin civarında. Ekonomik gücümüz, insan kaynağımız ve bu alandaki tecrübemiz ortadayken, bu projelerden ne derece maliyet etkin, ne kadar sürede ve rakiplerine göre ne derece bir üstünlük sağlayacak ürünler ortaya çıkabilir? Atak helikopterinde yaşadığımız sorunlar burada yaşanmayacak mıdır?

Öte yandan kaynaklarımızı bu şekilde kullanarak gelişmekte olan ve ülkemize stratejik değer katacak projelerden uzaklaşmış olmuyor muyuz? Bağımlılık kısırdöngüsünü bu şekilde kırabilir miyiz?

Savunma sanayiinde, bu projelerin oluşturulmasında, sivil katılıma kapalı olan ve tamamı askerler tarafından hazırlanan, gizlilik dereceli “On Yıllık Tedarik Planları” (OYTEP) ile yol haritası çıkarılıyor. Temel problem de burada başlıyor. Çünkü teknolojiyi geliştiren teknik ekipler, OYTEP’te yer almıyor. Buradaki etkili kişiler, ihtiyaçlar doğrultusunda tedarik için kafa yoruyor. Ülkemizin savunma sanayiinde sahip olduğu teknolojik birikim ve kapasite dikkate alınarak hazırlanmıyor. Örneğin Hava Kuvvetleri, F-16 uçaklarına alışmış ve o konsept üzerinden ihtiyaçlarını tanımlamaya devam ediyor. Fakat elimizdeki imkân ve insan kapasitesiyle, kısa ve orta vadede Milli Muharip Savaş Uçağı gibi projeleri bağımsız bir şekilde hayata geçirme şansı yok.

Ayrıca bu projelerin lojistik ve idamesi dikkate alındığında, ülkelerin tek başına girmekten imtina ettikleri bir tablo ortaya çıkıyor. Halbuki havacılıkta paradigma dönüşümünü ifade eden insansız hava araçları (İHA) konusunda, 10 yıllık bir tecrübemiz ve kısıtlamaya tabi olmayan özgün platformlarımız, ürünlerimiz var. Dünyanın önde gelen ülkeleriyle yarışacak sistemlerimiz uçuyor, yavaş yavaş da envantere girmeye başladı. Bu durumda stratejik öncelik ve akılcı bakış açısı hangi alana ağırlık vermemizi gerektirir?

Konuyu Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir’in sözleriyle kapatalım: “Ülkemizin şu anki teknolojik hazırlık seviyesine ve ürettiğimiz ürünlere baktığımızda, gerçekçi olmak gerekiyor. İddialı olmak güzel, hayallerimiz olmalı, ama hayalperest olmamalıyız.”

Yukarı