TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Neden Yunanistan’a yardım edeceğiz ki?


Türkiye öylesine cömert ve öylesine üretken bir ülke ki, tüm komşularının yardımına koşabilir. Yetmedi bol keseden verebilir, sıkıntı yaşayan komşu ülkelere paracıklarını ölçüsüz saçabilir. Her gelene kapısını açıp yabancıyı memnun ederken, evdekinin huzurunu ve bu yeni misafirler sebebiyle neler yaşayacağını da düşünmez. Şimdi de Yunanistan’a yardım için ilginç açıklamalar yapılıyor. Direkt yardım sözüyle işe koyulmak bile iyi niyetli bir yaklaşım değil. Bir yönüyle, “Çıktığınız yola devam edin” teşviki bu yapılan.

Dış politikamızla, Suriye’ye nasıl bir katkı sağladığımız ortada. Suriye’den kaçanların istilasına uğrayan Güneydoğu bölgesi de sorunlar yumağına döndü adeta. Mülteciler belli bölgelerde tutulamadığı için Anadolu geneline problemleriyle yayılmaya devam ederken, “Yunanistan’a yardım edebiliriz, edelim” lafları tedavüle sokuluyor.

Galiba başkalarının mutsuzlukları üzerinden mutlu oluyoruz. Düzenlerinin bozulmasından zevk alıyoruz. Irak ile başladı, Suriye ile devam etti ve sırada Yunanistan var anlaşılan. Kendi halkımızın durumu birçok açıdan Yunan vatandaşının gerisinde. Ama hükümet yetkililerinin açıklamalarından anlıyoruz ki, Yunanistan ekonomisinin iyice bozularak çok daha kötü duruma düşmesi halinde buna sevinecek, hatta üzerine para bile vereceğiz.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Yunanistan’a yardım için ne gerekiyorsa yapabileceklerini söylerken, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ise “Yunanistan’dan bir yardım talebi gelirse bunu ciddi olarak değerlendiririz” diyor. Lakin bu söylem tarzı, yardım ederiz, el uzatırız yaklaşımı hayra alamet mi tartışılır. Bilinçaltında başka şeylerin olduğunun ifadesi olabilir mi, bilemem. Aslında devletlilerimiz bunu da saklamıyor, “Halinize bakın ve bize şükredin” vurgusuyla yapıyorlar.

Başbakan Davutoğlu’nun açıklaması şöyle: “Dost ve komşu Yunanistan’ın tablosunu göz önüne alınız. Biz benzer tablolarla karşı karşıya değilsek, AK Parti’nin sayesindedir. Bu kürsüden, komşu Yunanistan’a dayanışma mesajını da iletmek istiyorum.”

Rahatsız eden, yardım vaat ederken sopa gösteren ve mütevazı olmayan bir yaklaşım değil mi bu? Halbuki üslubuna da, hayat felsefesine de uymuyor, Başbakan Davutoğlu’nun ifade edeceği cümleler gibi de durmuyor bu açıklamalar.

Ekonomi Bakanı Zeybekci’nin “Türkiye’nin böyle bir gücü var mı?” sorusuna verdiği, “Var tabii. Böyle bir talep geldiğinde Türkiye bunu ciddi olarak değerlendirir” cevabına ve AB-Yunanistan arasında yaşananlara, şöyle kenara çekilip bir bakın bakalım, siz de selden kütük kapma yaklaşımı görecek misiniz?

Yaşananların Türkiye’ye etkisinin ne olacağını, iki komşu ülke olarak bu gelişmeleri nasıl değerlendirmemiz gerektiğini konuşmuyor, direkt acizlik üzerine güzellemeler yapıyoruz. İyiye alamet olarak görenler de vardır, ama ders çıkaranlar da mutlaka oluyordur.

DIŞ TICARETE NE HACET?

Altın tepside sunulan tek parti iktidarlı yılları “sahte ihracat rekoru” rakamlarıyla tarihe gömdük. Artık gerçeklerle yüzleşme zamanı. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM), Haziran 2015 ihracat verileri yine sevindirici değil. İhracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6.4 gerileyerek 11 milyar 703 milyon dolar olmuş. Son 12 aylık ihracat ise yüzde 3.6 düşüşle 150 milyar 807 milyon dolar olarak gerçekleşmiş. Nasıl? Küçücük büyümeleri rekor diye sunup ithalat realitesiyle yüzleşmeyi ertelersen, bir gün böyle acı gerçeklerle yüzleşirsin.

Hâlâ dış ticaret verileri açıklanırken doğru strateji güdülmüyor. TİM bir ay önceden ihracat rakamlarını açıklarken, TÜİK bir ay sonra ithalat detayları veriyor. Kıyaslama, tartışma fırsatı bilinçli olarak gözlerden kaçırılıyor. Hiçbir şey yapamıyorsanız, ayın ortasında ihracat ve ithalat verilerini birlikte açıklayın da vatandaş gerçekleri görsün...

Yukarı