TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Padişahlık usulü vakıflar

 

Kamuda önemli bir görevdeyken elindeki gücü kullanarak devletten tahsisini sağladığı arazileri bir vakıf çatısı altında toplayıp kendine yeni bir nüfuz alanı oluşturan ve bugünün siyasilerinin de tevessül ettiği yolun açılmasında katkısı bulunan etkili bir şahsın vakıf üniversitesinde vakfın tanımı şöyle:

“Vakıflar, Türk sosyal hayatında yer alan en önemli kurumlardır. Tarih boyunca bu kurumlar sağlık, eğitim gibi önemli alanlarda Türk halkına büyük hizmetler vermiştir. Vakıflar, yurt kalkınmasında üçüncü güç olarak tanımlanmaktadır.”

Şu an ülkemizde vakıf müessesesi, ciddi istismara uğrayan kurumların başında geliyor. Yukarıdaki tanımlananın çok dışında bir amaçla kullanılıyor. Kimse kendi malını, mülkünü, birikimlerini bir vakıf altında toplayıp ülkesine ve milletine hizmet arzusunda değil. Padişahlık dönemlerinde bile olmayan bir yöntemle devlet arazilerine konma yarışı var. Dertleri vakıf kurup kanunların tanıdığı tüm haklardan, siyasi güç eliyle de devletin arazilerinden ve imtiyazlarından istifade etmek.

Sayıları 10’u bulan vakıf arasından, İstanbul’un en gözde yerlerine, en özel tahsislerle yerleşen Medipol Üniversitesi’ni bu sebeple detaylı ve örnekleriyle yazdım. Zira mevzunun hayır hasenatla, iyilikle, yardımla, dayanışmayla bir alakası yok. Öyle olsaydı, tahsis yapılırken, “Devletin bu alanlarını en iyi kim kullanır?” diye bir uygulama olurdu. Medipol dışında veya ondan önce bir vakıf isteyince yeşil alan olarak gösterilen yer, sonra başka bir kıvama getirilmezdi.

Şüphesiz bu döneminde başka vakıflar da var, benzer imtiyazlar sağlanan. Halbuki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı’yken vakıflara yapılan bu tarz tahsislerle, mesela Koç Üniversitesi ile epeyce uğraşmıştı. Ama devir değişip güç AK Parti’de olunca, bu işleri hakkaniyetli bir usule, mevzuata bağlamak yerine çok daha kötü örneklere imza atıldı.

Ayrıca bu padişahlık usulü vakıflaşma da yeni değil. Bedrettin Dalan’ın İstek Vakfı, Prof. Dr. Cem’i Demiroğlu’nun Türk Kardiyoloji Vakfı (Florence Nightingale Hastaneleri) geçmişteki örneklerdi. Bu vakıfların hemen hepsi de kurucularının kamuda nüfuzlu olduğu dönemlerde, devletten aldıkları, kopardıkları imkânlarla teşekkül ettirildi. Yollarına ise babadan oğula devredilen yönetimle, adeta verasetle ve bir aile şirketiyle devam ediyorlar.

Son dönemin gözdesi Medipol Üniversitesi’ne yapılan tahsisler gösteriyor ki, vakıf kültürü milletimizin sosyal yardımlaşma ve dayanışma geleneğinin bir parçası olmaktan kopmuş, hükümetlerin, belediyelerin, en başta da etkili şahısların geleceğini garanti altına alma, sonra siyasi taraftarlara menfaat sağlama aracı olarak kullanılıyor.

Son ve güzel örnek ise Türk Hava Kurumu (THK) Vakfı. THK’da zimmetine para geçirmekle suçlanarak tutuklanan eski Başkan Osman Yıldırım da kendisinin ve ailesinin geleceğini garanti almak için bu vakfı kurdu. THK’nın tüm gelir getiren kalemleri ve arazilerini de buraya tahsis etti. İçeri girince THK Başkanlığı gitti, ama vakıflara etkisi vakıflar mevzuatı sebebiyle devam etti.

Öyle ki, yerine seçilen THK Başkanı Vacit Öktem, kurulan bu düzen karşısında isyan edip görevi bıraktı.

Vakıflar mevzuunu kamuoyunun da, muhalefet cephesinin de dikkate almasında fayda var.

 

 

BEDAVA YERLİ FİDAN VARKEN İTHAL KÜTÜĞE PARA VEREN BELEDİYELER, YERLİ TRAMVAYI NEDEN ALSIN?

Kamu kurumlarının ithal ürün kullanma sevdasını hükümetin engelleyemediğinden şüphe var mı? İmam-cemaat meselesi. Bakanlıkların kullandıkları ithal otolardan başlayın, Çin’den gelen ve içeride birçok sektörü yok eden değişik kalem ürünlerle devam edin. Bütün bunlar hükümetin onayı olmadan gerçekleşebilir mi?

Bu sebeple geçen hafta Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun açıklamaları, şikâyetleri bana tuhaf geldi. Kalyon İnşaat’ın “KKTC’ye Su Temin Projesi”nin son boru bağlantı töreninde ve dönüş yolunda Bakan Eroğlu’nun ithal vurgulu sohbetine kulak kabarttım.

“Biz bedava fidan dağıtırken, maalesef belediyeler gidip yurtdışından kütükleşmiş ağaç ithal ediyorlar. Belediyelerin ithal yolla çiçek, bitki ve ağaç malzemeleri almasının önüne acilen geçmemiz gerekiyor.”

Şimdi Allah aşkına bu açıklamayı nasıl yorumlamalı? Ben bu köşede “yerli sanayi”, “yerli ürün” diye yaza yaza bir hal oldum. Ülkenin son 13 yılına hükmeden, belediyelerin çoğunluğunu elinde bulunduran hükümetin bir üyesi de gidişattan şikâyetçi! Patlayan, rekorlar kıran ithalata kim izin verdi? Kim düzeltecek? İthal kütük üzerinden bile nemalanmaya çalışan bir zihniyeti, ben de “Yerli sanayi ürünü raylı sistemleri, demiryolu araçlarını neden almıyorlar?” diye örnekleriyle masaya yatırıyorum. İthal ürün sevdalıları için bakanın tespiti de var: “Maalesef çoğu bizim partili, AK Partili belediyeler.”

Ankara, Antalya, İstanbul ve diğer belediyelerin dikkatine...

 

Yukarı